kalp krizi sonrası hastaların çoğunluğunda mutsuzluk, uykusuzluk, çabuk sinirlenme kaygı durumunda artış gibi genel belirtilerle karşılaşılıyor.
Genellikle bu belirtilerden kişinin depresyona girdiği anlaşılmıyor. Hasta yakınları bunu kriz sonrası ortaya çıkan doğal bir reaksiyon olarak algılıyor. Hastaların birçoğu hekimlerin ve ailelerinin desteğiyle bu durumu kolaylıkla atlatabiliyor. Ancak bazı hastalarda bu durum derinleşerek klinik depresyonuna dönüşebiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor, kalp krizi ve depresyon arasındaki ilişkiyi anlattı.
15 Nisan 2009, İstanbul - Araştırmalara göre, kalp krizi geçirdikten sonra depresyonun geliştiği hastalarda kalp hastalıklarına bağlı olarak hayatını kaybetme olasılığı diğerlerine göre iki ila dört kat oranında artış görülüyor. Depresyon, kalp dışı bir nedene bağlı olarak hayatlarını kaybetme olasılığını da iki, iki buçuk kat artırıyor. Bu nedenle kalp krizi, felç gibi olaylar sonrası gelişen depresyonun ciddi biçimde ele alınması ve tedavi edilmesi gerekiyor.
Depresyon ve kalp krizi arasındaki ilişkiye dair sorularımızı Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Utku Zor yanıtladı.
Depresyon kalp krizine neden olur mu?
Günümüzde böyle bir ilişkinin varlığını destekleyecek yeterince kanıt mevcut. Depresyon tanısı konulan erkek ve kadınların uzun yıllar boyunca izlendiği çalışmalar, bu bireylerde koroner arter hastalığına yakalanma veya kalp krizi geçirme riskinin depresyonu olmayan bireylere göre iki veya üç kat arttığını gösteriyor.
Sağlıklı düşünemeyen bir beyinle sağlıklı çalışmayan bir kalp arasındaki ilişki nasıl açıklanabilir?
Yapılan birçok gözleme göre depresyondaki hasta ilaçlarını daha düzensiz alma, daha az egzersiz yapma, daha çok sigara içme gibi eğilimler gösterir. Dolayısıyla depresyon ve kalp hastalıkları arasındaki ilişki, karmaşık biyolojik süreçlerden çok bu tip davranışsal nedenlerle açıklanabilir.
Ancak son dönemlerde yapılan çalışmalar, fiziksel olarak sağlıklı olmasına rağmen depresyonda olan bireylerde, kalp hastalıkları ve felç ile ilişkilendirilmiş olan bazı biyokimyasal göstergelerin anlamlı derecede arttığını ortaya koyuyor. Bu bağlantı, depresyon ile kalp damar hastalıkları arasında çevresel ya da davranışsal faktörlerden bağımsız bir ilişkinin olabileceğini de gösteriyor.
Erkeklerde risk daha fazla
Depresyon kalp krizi ilişkisinde erkekler ve kadınlar için ayrı ayrı veriler mevcut. Johns Hopkins Medicine tarafından yapılan bir çalışmada 1200 erkek yaklaşık olarak 40 yıl izlendi, bunların %12’sinde yaşam boyu depresyon geliştiği saptandı. Bu erkeklerde koroner arter hastalığına yakalanma riskinin diğerlerine göre iki kat daha fazla olduğu görüldü.
Kadınlara ilişkin veriler ise farklılık gösteriyor. Araştırmaya göre depresyon geçiren kadınlardaki kalp hastalığına yakalanma ya da bu hastalıktan dolayı hayatını kaybetme riski, geçirmeyen kadınlara göre yüzde 50 daha fazla.
Ne gibi önlemler almalı?
? Kalp krizi sonrası hastalar depresyon olasılığı açısından yakından izlenmeli.
? Eğer hasta depresyon bulguları gösteriyorsa ciddi bir şekilde ele alınmalı ve tedavi edilmeli.
? Klinik depresyonu olan bireylerde kalp hastalıklarına ilişkin sigara bağımlılığı, yüksek tansiyon ve diyabet gibi risk faktörleri mutlaka taranmalı.
sağlık rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık rehberi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Nisan 2009 Pazartesi
Yataktaki labirent
Hayatınızda bir değişiklik yapmak istiyorsanız, işe yatak odanızdan başlayabilirsiniz. Mutlu bir cinsel yaşam için biraz hayal gücünüzü zorlamanız, biraz da istekli olmanız yeterli olacaktır.
Yatakta mutlu olmanın yolunun nereden geçtiğini hâlâ çözeme-diyseniz, kaybolmaya mahkûmsunuz elemektir. İlk günlerdeki heyecanı geri döndürmek ve eşinizle heyecanlı günlere doğru adım atmak istiyorsanız, ne zaman nasıl davranmanız gerektiğini bilmelisiniz.
Cinsel yaşamdan zevk almanın ilk kuralı, istediğiniz şeye odaklanmaktır. Böylece zevk almanız kaçınılmaz olur. Eşinizle birlikte hep aynı rutinde birlikte oluyor ve farklı bir şeyler denemiyorsanız, artık yataktaki heyecanın geri dönme vakti geldi demektir. Bunun için yalnız başınıza kaldığınızda sizi heyecanlandıran şeylerin neler olduğunu bulmaya, eskiden nelerden hoşlandığınızı hatırlamaya çalışın. Daha sonra bu isteklerinizi eşinizle konuşun ve uygulamaya geçin.
SEKSİ OLUN
Erkekler utangaç kadınlardan hoşlanmazlar; bu nedenle yatağa girdiğinizde ışıkları kapattırma huyunuzdan vazgeçin. Erkekler fazla kilolarınızı sizin kadar takmazlar; en azından cinsel yaşamda bunu umursamazlar. Evliliğinizin ilk günlerinde giydiğiniz seksi iç çamaşırlarının yerini şimdilerde pamuklu pijama takımları ve sıradan çamaşırlar aldıysa heyecanın en azından sizin için yok olması doğaldır. Çünkü kadınlar cinselliğe erkeklerden daha fazla hazırlanırlar ve kendilerini güzel hissettikleri zaman cinsel ilişkiden zevk alırlar. Bu nedenle bir değişiklik yapın ve kendinize birbirinden seksi iç çamaşırları alın. Kendinizi güzel hissetmeniz sizi daha seksi yapacaktır.
KORKMAYIN
Ön sevişmeniz kısa sürmesinden şikâyet ediyorsanız kendinizi psikolojik olarak sevişmeye hazırlamanızda yarar var. Eğer birlikte olmadan önce eşinizle birlikte olduğunuz unutulmaz bir geceyi hayal eder ve gözünüzde canlandırırsanız, zaten onunla birlikte olmak için hazırlanmış olursunuz. Bunun anlamı da, yataktaki sıcak saatlerin asıl anlamı düşündüğünüz 2 saattir. Birlikte olmak için sadece yatak odanızı değil, farklı yerleri tercih etmelisiniz. Riskli yerler heyecanı artırır ve çabuk olsa da, buradaki yaşanan cinsellik yatak odasındaki hızlı yaşama benzemez. Bunun için fantezilerinizi gerçekleştirebilir, heyecanı kovalayabilirsiniz.
ÇOCUKLARİ DERT ETMEYİN
Eşinizle eskiye dönük bir başlangıç yapmak istiyorsanız, ilk olarak yatak odanızdan gelen sesleri çocukların duyacağı stresinden kurtulmalısınız. Bunun için uygun zamanı bekleyebilir ve çocuklar uyuduktan sonra harekete geçebilirsiniz. Eğer çocuklarınız zor uyuyorsa, o zaman yatak odanızda hafif bir müzik açarak sesin duyulmasını engellemiş olursunuz. Çocuğunuz küçük olduğu için sürekli yanınızda uyutuyor olabilirsiniz; fakat şunu unutmayın; bir anne, bir baba ve bir çocuğun buluştuğu yataktaki sonuç sıfırdır. Bu yüzden çocuğunuzu yatağında uyumaya alıştırın. Böylece eşiniz ve sizin yatakta çocuk bakmaktan başka yapacak şeyleriniz olabilir.
BENCİL OLUN
Yatakta eski arzularınıza kavuşabilmek için biraz bencillik yapabilirsiniz. Çünkü kadınlar özellikle çocuk doğurduktan sonra kendinden önce çocuklarını ve eşini düşünür. Normal hayatta bu böyle olsa da cinsel hayatınızda kendinizi düşünmeye başlayabilirsiniz. Eşinizle baş başa zaman geçirmelisiniz. Eğer çocuklar dışarı çıkmanızı engelleyen bir bahaneyse ailenizden ya da yakın arkadaşlarınızdan çocuğunuza bakmasını isteyebilir, siz de eşinizle sinemaya ya da yemeğe gidebilirsiniz. Böyle küçük kaçamaklar arzuları harekete geçirecektir.
ORTAMI AYARLAYIN
Cinsellikte dikkat edilmese de, aslında ortam çok önemlidir. Bu nedenle eşinizle özel bir gece geçirmeyi planlıyorsanız, ortamı önceden ayarlamanız gerekir. Her gün yattığınız odada bir şeyler yaşamaktansa romantik bir ortamda bir şeyler paylaşmalısınız. İlk olarak odanızdaki ışıklandırma çok önemlidir. Tavandaki ışığı kullanmak yerine, gece lambası kullanmanız çok daha iyi olacaktır. Çünkü loş bir ortam heyecanı ve merakı artıracaktır. Yatak odasındaki aynalar her zaman çiftleri heyecanlandırır. Bu nedenle eşinizle birbirinizi görebileceğiniz aynaları yatağınızın yakınına koyabilirsiniz. Çok önemli gibi görünmese de yatağa serilmiş güzel çarşaflar, örneğin ipek çarşaflar sizi daha çok heyecanlandıracaktır. Baştan çıkarıcı bir iç çamaşırı da kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, aynı zamanda eşinizi de harekete geçirecektir.
Yatakta mutlu olmanın yolunun nereden geçtiğini hâlâ çözeme-diyseniz, kaybolmaya mahkûmsunuz elemektir. İlk günlerdeki heyecanı geri döndürmek ve eşinizle heyecanlı günlere doğru adım atmak istiyorsanız, ne zaman nasıl davranmanız gerektiğini bilmelisiniz.
Cinsel yaşamdan zevk almanın ilk kuralı, istediğiniz şeye odaklanmaktır. Böylece zevk almanız kaçınılmaz olur. Eşinizle birlikte hep aynı rutinde birlikte oluyor ve farklı bir şeyler denemiyorsanız, artık yataktaki heyecanın geri dönme vakti geldi demektir. Bunun için yalnız başınıza kaldığınızda sizi heyecanlandıran şeylerin neler olduğunu bulmaya, eskiden nelerden hoşlandığınızı hatırlamaya çalışın. Daha sonra bu isteklerinizi eşinizle konuşun ve uygulamaya geçin.
SEKSİ OLUN
Erkekler utangaç kadınlardan hoşlanmazlar; bu nedenle yatağa girdiğinizde ışıkları kapattırma huyunuzdan vazgeçin. Erkekler fazla kilolarınızı sizin kadar takmazlar; en azından cinsel yaşamda bunu umursamazlar. Evliliğinizin ilk günlerinde giydiğiniz seksi iç çamaşırlarının yerini şimdilerde pamuklu pijama takımları ve sıradan çamaşırlar aldıysa heyecanın en azından sizin için yok olması doğaldır. Çünkü kadınlar cinselliğe erkeklerden daha fazla hazırlanırlar ve kendilerini güzel hissettikleri zaman cinsel ilişkiden zevk alırlar. Bu nedenle bir değişiklik yapın ve kendinize birbirinden seksi iç çamaşırları alın. Kendinizi güzel hissetmeniz sizi daha seksi yapacaktır.
KORKMAYIN
Ön sevişmeniz kısa sürmesinden şikâyet ediyorsanız kendinizi psikolojik olarak sevişmeye hazırlamanızda yarar var. Eğer birlikte olmadan önce eşinizle birlikte olduğunuz unutulmaz bir geceyi hayal eder ve gözünüzde canlandırırsanız, zaten onunla birlikte olmak için hazırlanmış olursunuz. Bunun anlamı da, yataktaki sıcak saatlerin asıl anlamı düşündüğünüz 2 saattir. Birlikte olmak için sadece yatak odanızı değil, farklı yerleri tercih etmelisiniz. Riskli yerler heyecanı artırır ve çabuk olsa da, buradaki yaşanan cinsellik yatak odasındaki hızlı yaşama benzemez. Bunun için fantezilerinizi gerçekleştirebilir, heyecanı kovalayabilirsiniz.
ÇOCUKLARİ DERT ETMEYİN
Eşinizle eskiye dönük bir başlangıç yapmak istiyorsanız, ilk olarak yatak odanızdan gelen sesleri çocukların duyacağı stresinden kurtulmalısınız. Bunun için uygun zamanı bekleyebilir ve çocuklar uyuduktan sonra harekete geçebilirsiniz. Eğer çocuklarınız zor uyuyorsa, o zaman yatak odanızda hafif bir müzik açarak sesin duyulmasını engellemiş olursunuz. Çocuğunuz küçük olduğu için sürekli yanınızda uyutuyor olabilirsiniz; fakat şunu unutmayın; bir anne, bir baba ve bir çocuğun buluştuğu yataktaki sonuç sıfırdır. Bu yüzden çocuğunuzu yatağında uyumaya alıştırın. Böylece eşiniz ve sizin yatakta çocuk bakmaktan başka yapacak şeyleriniz olabilir.
BENCİL OLUN
Yatakta eski arzularınıza kavuşabilmek için biraz bencillik yapabilirsiniz. Çünkü kadınlar özellikle çocuk doğurduktan sonra kendinden önce çocuklarını ve eşini düşünür. Normal hayatta bu böyle olsa da cinsel hayatınızda kendinizi düşünmeye başlayabilirsiniz. Eşinizle baş başa zaman geçirmelisiniz. Eğer çocuklar dışarı çıkmanızı engelleyen bir bahaneyse ailenizden ya da yakın arkadaşlarınızdan çocuğunuza bakmasını isteyebilir, siz de eşinizle sinemaya ya da yemeğe gidebilirsiniz. Böyle küçük kaçamaklar arzuları harekete geçirecektir.
ORTAMI AYARLAYIN
Cinsellikte dikkat edilmese de, aslında ortam çok önemlidir. Bu nedenle eşinizle özel bir gece geçirmeyi planlıyorsanız, ortamı önceden ayarlamanız gerekir. Her gün yattığınız odada bir şeyler yaşamaktansa romantik bir ortamda bir şeyler paylaşmalısınız. İlk olarak odanızdaki ışıklandırma çok önemlidir. Tavandaki ışığı kullanmak yerine, gece lambası kullanmanız çok daha iyi olacaktır. Çünkü loş bir ortam heyecanı ve merakı artıracaktır. Yatak odasındaki aynalar her zaman çiftleri heyecanlandırır. Bu nedenle eşinizle birbirinizi görebileceğiniz aynaları yatağınızın yakınına koyabilirsiniz. Çok önemli gibi görünmese de yatağa serilmiş güzel çarşaflar, örneğin ipek çarşaflar sizi daha çok heyecanlandıracaktır. Baştan çıkarıcı bir iç çamaşırı da kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak, aynı zamanda eşinizi de harekete geçirecektir.
ŞK her derde deva!
Yahoo, ABD üniversitelerinin aşk hakkındaki çalışmalarını derledi. Buna göre aşk, evlilik, evlat sevgisi, hayvan beslemek; insanları sağlıklı, mutlu, dinç ve kırışıksız tutmaya yetiyor...
- Rutgers Üniversitesi’ne göre aşk da tıpkı çikolata gibi, beynin dopamin salgılamasını sağlıyor. Bu salgı da ruh halini, enerji seviyesini yükseltiyor, odaklanmayı kolaylaştırıyor.
-Aşk, koku alma duyusunu keskinleştiriyor.
-Evlilik ve aşk ikilisi, akıl sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Chicago Üniversitesi’nin bulgularına göre, evli çiftlerde psikiyatrik vakalar daha az görülüyor.
-Brown Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre evliler, bekarlara oranla daha nadir hastalanıyor. Ömür ortalama 8 yıl uzuyor.
-Dartmouth Üniversitesi’ne göre iyi bir evlilik yılda fazladan 100 bin dolar kazanmaktan daha fazla mutluluk veriyor.
-Baba olmak, erkekleri daha ılımlı yapıyor.
-Missouri-Columbia Üniversitesi uzmanları, hayvan sevgisinin ve evde hayvan beslemenin depresyonu azalttığı görüşünde.
-Evlilik aynı zamanda insanı gençleştiriyor, hücreler hızlı yenileniyor.
-Michigan Üniversitesi uzmanlarına göre, romantik film izleyen erkeklerde progesteron seviyesi artıyor ve uysallaşıyorlar.
-John Hopkins Üniversitesi ise çiftler arasındaki fiziksel temas, antidepresan etkisi yapıyor.
- Rutgers Üniversitesi’ne göre aşk da tıpkı çikolata gibi, beynin dopamin salgılamasını sağlıyor. Bu salgı da ruh halini, enerji seviyesini yükseltiyor, odaklanmayı kolaylaştırıyor.
-Aşk, koku alma duyusunu keskinleştiriyor.
-Evlilik ve aşk ikilisi, akıl sağlığını korumaya yardımcı oluyor. Chicago Üniversitesi’nin bulgularına göre, evli çiftlerde psikiyatrik vakalar daha az görülüyor.
-Brown Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre evliler, bekarlara oranla daha nadir hastalanıyor. Ömür ortalama 8 yıl uzuyor.
-Dartmouth Üniversitesi’ne göre iyi bir evlilik yılda fazladan 100 bin dolar kazanmaktan daha fazla mutluluk veriyor.
-Baba olmak, erkekleri daha ılımlı yapıyor.
-Missouri-Columbia Üniversitesi uzmanları, hayvan sevgisinin ve evde hayvan beslemenin depresyonu azalttığı görüşünde.
-Evlilik aynı zamanda insanı gençleştiriyor, hücreler hızlı yenileniyor.
-Michigan Üniversitesi uzmanlarına göre, romantik film izleyen erkeklerde progesteron seviyesi artıyor ve uysallaşıyorlar.
-John Hopkins Üniversitesi ise çiftler arasındaki fiziksel temas, antidepresan etkisi yapıyor.
Sağlıklı Saçlar İçin 10 Yiyecek!


Konu saça geldiğinde, önemli olan sadece saçınıza ne gibi bakımlar uyguladığınız değil, vücudunuza neler uyguladığınız da önemlidir.
Tekrar tekrar şampuanlayıp durulamak standart tavsiye olabilir, ancak şampuan ve saç kremi ne yazık ki özlediğiniz sağlıklı saçlara kavuşmada tek başlarına yeterli değiller. En sağlıklı ve ışıldayan saçlara sahip olmak için, biraz banyodan çıkmalı ve mutfağa yönelmelisiniz.
Amerikalı ünlü diyetiysen Dawn Jackson Blatner, konuyla ilgili ‘‘Saçınız her ay yarım santim ila 1 santim arasında uzuyor ve uzayan saç ve tırnaklarımızın, hatta yeni oluşan derimizin kaynağı beslendiğimiz yiyeceklerdir.’’ diyor. ‘‘Eğer sağlıklı bir diyetteyseniz, bütün vücudunuzda, içinde ve dışında, daha sağlıklı ve güçlü hücreler oluşacaktır. “
RealAge.com.tr olarak sizler için araştırdık, beslenme ve saç uzmanlarının dediklerine göre, eğer doğuştan hassas ve seyrek saçlara sahipseniz, belki asla saçlarımız bir halat kadar sert olmayacak, ancak içinde geliştirici birçok protein ve demir barındıran iyi dengelenmiş bir diyet, bu noktada onları potansiyellerin en üst seviyesine çıkarıp, fark yaratabilecekler.
Ayrıca saçın hızlı uzaması veya güçlenmesi amacıyla piyasaya sürülen destek diyet ürünlerine de dikkat edin. Geri tepebilir. Saçlarımız, hızlı süreçlere çok yatkın değildir.
Calif-Vallejo’dan Uzman Dr. ve Dermatolojist Paradi Mirmirani, ‘‘Birçok süpermarket raflarında güzellik ürünleri bulabiliyor olmanıza rağmen, ihtiyacınız olan besleyici maddeleri yiyeceklerden almaya özen gösterin.’’ diyor. Bazı nadir durumlarda, A vitamini gibi bazı besleyici maddelerin normalden fazla alınması, saç kaybı ile bağdaştırılıyor.
Sağlıklı bir saç diyetinin kaynağı olması gereken 10 yiyeceğin neler olduğunu öğrenmek için listeye göz atın!
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 1: Somon Balığı
İş güzellik sağlayan yiyeceklere geldiğinde, somon balığının tahtını sallamak güç. Omega-3 yağları asitleriyle dolu olmasının yanı sıra, bu yüksek kaliteli protein kaynağı ayrıca B-12 vitamini ve demir yönünden de son derece zengin.
‘‘Temel Omega-3 yağ asitleri kafa derisinin sağlığı için gereklidir.’’ diyor Los Angeles’lı diyetisyen ve Amerikan Diyetetik Birliği sözcüsü Andrea Giancoli. ‘‘Bunun eksikliği kuru bir kafa derisine ve saça neden olur, cansız bir görünüm verir.’’
Vejetaryen misiniz?
Bitkisel bazlı Omega-3 yağları için günlük diyetinize bir veya iki çorba kaşığı ketentohumu katın.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 2: Koyu Yeşil Sebzeler
Temel Reis olun!
Ispanak, tıpkı pazı ve brokoli gibi, vücudunuzun sebum üretmek için ihtiyaç duyduğu A ve C vitamini açısından zengin bir kaynaktır. Saç folikülleriniz tarafından saklanan yağlı içeriği, vücudunuzun doğal saç kremidir.
Koyu yeşil sebzeler aynı zamanda demir ve kalsiyum da sağlarlar.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 3: Fasulye
Fasulye taneleri saçınız için hakikaten yararlı olabilirler mi?
Evet doğru. Barbunya ve mercimek gibi baklagillerin, sizin saç sağlığı diyetinizin önemli bir parçası olmaları gerekiyor. Bu gibi yiyecekler sadece saçın gelişmesine yardım eden bitkisel proteinler içermiyorlar, aynı zamanda geniş bir demir, çinko ve biyotin kaynağıdırlar. Biyotin eksikliği nadiren de olsa saçın kırılgan olmasına neden olabiliyor.
Kendisi de Amerikan Diyetetik Birliği sözcüsü olan Blatner, haftada üç veya daha fazla tabak fasulye veya mercimek yemeyi öneriyor.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 4: Fındık
Sağlıklı parlak saçlar için çıldırır mısınız? Çıldırmanız gerekir.
Brezilya fındıkları doğadaki en büyük selenyum kaynaklarından biridir. Selenyum kafa derinizin sağlığı açısından önemli bir mineraldir.
Cevizler ise Omega-3 yağ asidi içerirler bu da saçınıza yarar sağlar. Aynı zamanda tıpkı bademler ve yer fıstıkları gibi müthiş bir çinko kaynağıdırlar. Çinko eksikliği saç dökülmesine yol açabilir. Sözün özü fıstığın saçınızın sağlığı için hazırladığınız menüde olmasına dikkat edin.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek no. 5: Tavuk
Tavuk ve hindilerin tüyleri olabilir ancak yüksek kalitedeki protein içerikleri sizi arzu ettiğiniz sağlıklı saçlara kavuşturacaktır.
Dr. Giancoli’ye göre yetersiz ya da kalitesiz proteinle, kişi zayıf ve kırılmış saç sorunlarıyla boğuşabilir. Ayrıca genel protein eksikliği de saç renginin kaybına yol açabilir.
Kümes hayvanları ayrıca yüksek bio-ayarlanılırlıklı demir içerir bu da vücudunuzun bu demirden hemen ve kolayca faydalanabilmesi anlamına gelir.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 6: Yumurta
Eğer sağlıklı saç için yiyorsanız, çırpılmış, haşlanmış ya da pişmiş yumurta olması fark etmez, yumurtalar nasıl servis edilirse edilsinler en büyük protein kaynaklarından biridirler.
Ayrıca bizi güzel gösterecek B-12 vitamini ve biyotin gibi besleyiciler de içerirler.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 7: Tahıllar
Tam tahıllı ekmek ya da tahılla güçlendirilmiş mısır gevreğine dalın. Bu gibi yiyecekler saçlar için yararlı olan demir, çinko ve B vitaminleri içerirler.
Tam tahıllı bir atıştırma ayrıca, öğlen zamanı enerjiniz yarıya inmişken ve akşam yemeğine daha saatler varken başvurabileceğiniz bir öğündür.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 8: İstiridye
İstiridyeler daha çok afrodizyak etkileri ile biliniyor olabilirler ama aynı zamanda sağlıklı bir saç için de işe yarayabilirler. Bunu kim sevmez?
Saçlara yararlarındaki anahtar ise, RealAge.com.tr olarak size her zaman bahsettiğimiz, çok güçlü bir antioksidan olan çinko.
<
Eğer istiridyelere, akşam yemeği tabağınızda düzenli olarak yer vermiyorsanız yine de umutsuzluğa düşmeyin. İhtiyacınız olan çinkoyu fındık ve tahıllara ek olarak, kuzu ve sığır etinden de alabilirsiniz.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 9: Düşük Yağlı Süt Ürünleri
Yağı alınmış süt ve yoğurt gibi düşük yağlı süt ürünleri mükemmel birer kalsiyum (saç gelişimi için çok önemli olan bir mineral) depolarıdır. Ayrıca bu ürünlerin içinde bulunan su ve kazein de yine iki büyük protein kaynağıdır.
Saçınıza iyi gelecek bir şeyler yemek istiyorsanız evden çıkmadan önce çantanıza daha sonradan atıştırmak üzere bir kap yoğurt ya da süzme peynir atın. Hatta ekstra Omega-3 yağı ve çinko için, bunlara biraz tahıl veya fındık da ekleyerek saçınıza sağlanacak yararı katlayabilirsiniz.
Sağlıklı Saçlar İçin Yemek No. 10: Havuç
Havuçlar içlerindeki A vitamini sayesinde gözlere iyi gelmelerinin yanı sıra kafa derisine de yarar sağlarlar.
Kafa derisinin sağlıklı olması, parlak ve göz alıcı saçlar için olmazsa olmaz olduğuna göre, diyetinize atıştırmalık olarak veya salataya katarak, havuç dahil ederseniz akıllılık etmiş olursunuz.
Sonuç Olarak: Sağlıklı Bir Saç İçin Dengeli Bir Diyet
Sağlıklı bir saç ve güzel bir dış görünüm için yenilecek şeyler aradığımızda, yapılacak en iyi şey çeşitliliğe özen göstermektir.
Giancoli, ‘‘Yağsız proteinleri, tahılları, sebze ve meyveleri, düşük yağlı süt ürünlerini, yağlı balık ürünlerini (somon gibi) ve baklagilleri içeren dengeli ve genel bir diyet, sağlıklı saçlara sahip olma konusunda size yardım edecektir.’’ diyor.
Eğer son çıkan diyetlerden biriyle hızlı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız ise, bu karnınızın aç kalması dışında sağlıklı saçlar için de size yardımcı olmayacaktır. Düşük kalorili diyetlerde genelde sağlıklı saçlar için çok önemli olan A vitamini, çinko, Omega-3 yağı gibi besleyiciler çok azdır. Saçınızın sağlıksızlaşması ve donuklaşmasına ek olarak bu diyetler, saç kaybına bile neden olabilirler.
‘‘Kilo verdirici diyetler saçın seyrini etkileyebilir.’’ diyor Dyt. Mirmirani. ‘’Kısa bir zaman içinde hatırı sayılır bir biçimde kilo vermek, normal saç ritmini etkileyebilir. 2-3 ay içinde saçınızın dökülmesinde büyük bir artış olduğunu fark edebilirsiniz. Ama bu, geniş kapsamlı ve dolgun bir diyetle üstesinden gelebileceğiniz, geçici bir problemdir.’’
Kene 'kudurarak' geri döndü!
Bilim adamlarına göre sebebi; yanlış ilaçlama..
Ankara Üniversitesi (AÜ) Veterinerlik Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Karaer, keneyle mücadelede kullanılan kimyasalların bu hayvanla beslenen canlıların yaşam sürelerini kısalttığını belirterek, “Bu nedenle kene populasyonunda önemli ölçülerde artış olduğunu gözlemledik. Ankara'da Nisan'ın ilk 13 gününde 183 kene ısırığı vakası bize ulaştı. geçen sene bu rakam 45 civarındaydı” dedi.
Karaer, baharla birlikte kenelerin kış uykusundan uyandığını, bunu takiben yetkililerin de “feryat figan” vaziyette koşuşturmaya başlayacağını söyledi.
Kenelerle mücadelenin bahar aylarında başlatılmasını doğru bulmadıklarını daha önce de çeşitli defalar dile getirdiklerini anımsatan Karaer, “Bunu anlamamız gerekiyor artık. Üzerinde durmamız gereken en önemli konulardan biri bu. Verilere dayanarak keneyle ilgili mücadele stratejileri programları yapmıyoruz. Kırım kongo hastalığı hep vardı. Çok kesin olmamakla birlikte benzer seyirde hastalıkların görüldüğü ve ölümlerin şekillendiği enfeksiyoncular tarafından bildirilmiştir” diye konuştu.
“30 yıldır keneyle çalışan ve 400'e yakın hastalık taşıdığını bilen birisiyim” diyen Karaer, keneye ilişkin bir sınıflandırma çalışmasının halen yapılamamış olmasının kaygı verici olduğunu söyledi.
Sınıflandırma çalışmasının bir an önce yapılması gerektiğini ifade eden Karaer, şöyle devam etti:
“Bu türlerin mevsimsel aktiviteleri nedir? Ne zaman, nerede, nasıl bulunuyorlar, bunlar çok önemlidir. Ancak ben bunun eksikliğini bildiğim için 2002 yılından itibaren ilgili bakanlıklarla görüşmelerimizde, yazılarımızda durumu bildirdik. Yapacağımız öncelikli işlerden birisi Türkiye genelinde riskli ilan edilen iller vardı 2006'da 26 adet. 2007'de sanıyorum 36'ya çıkarıldı. Kırım kongoyu nakleden hastalıkların vektörü olan yani taşıyan kenelerden Türkiye'de herhalde 1 veya 2 tür tespit edildi. Dünyada ise 30 kadar kene türünün bu hastalığı naklettiği biliniyor. 30 kene türünden de bir kaç tanesi Türkiye'de. Ama bu dediğim gibi sadece bizim bildiğimiz. Daha üzücü durumlara düşmemek adına bir an önce çalışmalara başlanması gerekiyor. Kenelerin, gerek aktif gerekse pasif olduğu dönemlerde nasıl yaşama tutunduklarını, ne ile beslendiklerini belirlemek gerekiyor. Kenelerin aktif olan dönemde insan ve hayvan üzerinde bulundukları ve bulunmadıkları zamanları da bilmek önemli. Mücadeleyi pasif oldukları dönemde başlatırsanız başarıya ulaşabilirsiniz.”
“YANLIŞ İLAÇLAMA KENE POPULASYONUNU ARTIRDI”
Karaer, yanlış ilaçlama yöntemi nedeniyle kene populasyonunda önemli ölçülerde artış olduğunu belirlediklerini ifade etti.
Kenelerin en aktif oldukları dönemde ekosistemin de kendi içerisinde geliştirdiği mücadele şekilleri bulunduğuna dikkati çeken Karaer, şunları kaydetti:
“Keneler ne kadar aktifse ekosistemde bunlarla beslenen diğer canlılar da aktiftir. Çünkü belirli bir denge olması lazım. Ekosistemin bir dengesi vardır bunun koruması lazım. İlaçlı mücadeleyi, kenenin en aktif olduğu dönemde, en önemlisi nerede bulunduğunu tam olarak bilmeden yapıyoruz. Bu nedenle, ilacın içerisinde bulunan kimyasallar kenelerin değil, onlarla beslenen canlıların yaşam sürelerini kısaltıyor. İlaçlar hayvanlarda sütte ve ette birikir. Dışarıya atılan kısmı ise ekosistemi etkiler ki ekosistemde keneleri yiyen yumurtalarıyla beslenen arılar, kuşlar ve bazı karınca türleri vardır. Farkında olmadan bu hayvanların yaşam sürelerini kısaltıyoruz. Biz ilaçlama yaparak kenelerle değil de kenelerle mücadele eden yaratıklarla mücadele etmiş oluyoruz. O zaman ne oluyor? Ekosistem bozuluyor. Böyle olunca da kene sayısı artıyor.”
Ankara genelinde, Nisan ayı içerisinde kene ısıran insan sayısında artış gözlemlediklerini belirten Karaer, “Ankara'da Nisan'ın ilk 13 gününde 183 kene ısırığı vakası bize ulaştı. Geçen sene bu rakam 45 civarındaydı. Geçen yıl neredeyse 20 milyon liralık ilaç kullanıldı. Bunun bize yansıması ne oldu? Nisan'ın ilk 13 gününde neredeyse 5 katı fazla oranda kene tutan insan sayısı” diye konuştu.
HANTA VİRÜSÜ BİR KİŞİYİ DAHA ÖLDÜRDÜ
ZONGULDAK Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde Hanta virüsü şüphesiyle tedavi altında bulunan 29 yaşındaki Şahin Sasa da hayatını kaybetti. Hanta virüsünden ölenlerin sayısı 2'ye yükselirken, halen hastanede 5 kişinin tedavisi sürüyor.
7 Ocak 2008 Pazartesi
Reflü nedir?
Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.




Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli ve/veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten ve/veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna çıkmasını engelleyen iki mekanizma vardır.
12 Ekim 2007 Cuma
Hangi diyet bize uygun?
Hangi diyet bize uygun?Bir zamanlar vejetaryenler ve etoburlar vardı. Bugün ise o kadar farklı diyet çeşitleri var ki, insanların aklının karışmaması işten bile değil. Fakat onca rejim sistemlerinin içinde hangisi bize daha uygun?
Independent gazetesinde Kate Craven imzalı habere göre birçoğumuz daha sağlıklı beslenme konusunda hassas ve dikkatliyiz. Başarılı bir diyetin kişilerin sağlık durumlarını daha da iyileştirdiği ve daha çekici görünüme kavuşturduğu bir gerçek.
Hepimiz biliyoruz ki, sebzeler bizim sağlığımız açısından oldukça yararlı gıdalar fakat et yemek o kadar zararlı mı? Beslenme uzmanı Patrick Holford’a göre kırmızı et yemenin de birtakım avantajları var. Kırmızı et demir, çinko ve protein açısından oldukça yararlı.
Kırmızı et kanser riskini artırıyorDiğer tarafatan kırmızı et doymuş yağ oranının, hormonların ve antibiotik kalıntılarının da kaynağı olmaktadır. 1997 yılında Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun açıklamasına göre gereğinden fazla kırmızı et tüketimi, kanser riskini de büyük oranda arttırmakta.
Diyetlerde önerilen ızgara ve barbekü yöntemiyle pişirilen etler mide ve kolon kanserini tetikleyici bir etki gösterirken, rektum kanseri de oluşabilecek tehlikeler arasında yer alıyor. Bu tehlike ızgarada aşırı pişmiş etler için daha da yüksek bir risk faktörü oluşturmakta. Et ve yağ yoğun bir şekilde piştiğinde kanseri tetikleyen maddeler de daha hızlı ve etkili bir şekilde ortaya çıkıyor. Diğer taraftan gereğinden fazla protein alımı çocuklarda osteoporoz tehlikesini de ortaya çıkarıyor.
Peki, bu durumda kırmızı et tüketimini kesip, yarı vejetaryen konuma geldiğimizde yani beyaz ete yöneldiğimizde ne olacak? Tavuk eti kırmızı ete göre daha az miktarda yağ içerdiği için faydalı diyebiliriz. Bu noktada ilginç bir araştırma sonucunu ortaya koyalım.
1970′lerde bir tavuk sadece 9 gr. Yağ içerirken, bugün tavuklardaki yağ miktarı 23 grama yükselmiş durumda. Sürekli tavuk tüketenlerde bu durum hareketsizlikle de birleşince yine sağlık problemlerine dönüşebiliyor.
Bu durumda 19 gram yağ içeren organik tavuklar tercih edildiği taktirde daha sağlıklı bir netice ortaya çıkar.En iyisi balıkHolford’a göre en iyisi balık tüketmek. ‘Ne kadar çok balık yersek, o kadar az akli sorunlarla karşılaşırız. Tavuğun ve kırmızı etin aksine balık ne kadar çok yağlı olursa o kadar sağlıklı oluyoruz. Omega 3 zengini balık, konsantrasyon ve zihinsel dengelerin sağlanmasında oldukça etkili rol oynuyor. Kalp krizi riskini aza indirerek kansere karşı koruma sağlıyor.(Derleyen: Tolgahan Kamiloğlu)
Independent gazetesinde Kate Craven imzalı habere göre birçoğumuz daha sağlıklı beslenme konusunda hassas ve dikkatliyiz. Başarılı bir diyetin kişilerin sağlık durumlarını daha da iyileştirdiği ve daha çekici görünüme kavuşturduğu bir gerçek.
Hepimiz biliyoruz ki, sebzeler bizim sağlığımız açısından oldukça yararlı gıdalar fakat et yemek o kadar zararlı mı? Beslenme uzmanı Patrick Holford’a göre kırmızı et yemenin de birtakım avantajları var. Kırmızı et demir, çinko ve protein açısından oldukça yararlı.
Kırmızı et kanser riskini artırıyorDiğer tarafatan kırmızı et doymuş yağ oranının, hormonların ve antibiotik kalıntılarının da kaynağı olmaktadır. 1997 yılında Dünya Kanser Araştırma Fonu’nun açıklamasına göre gereğinden fazla kırmızı et tüketimi, kanser riskini de büyük oranda arttırmakta.
Diyetlerde önerilen ızgara ve barbekü yöntemiyle pişirilen etler mide ve kolon kanserini tetikleyici bir etki gösterirken, rektum kanseri de oluşabilecek tehlikeler arasında yer alıyor. Bu tehlike ızgarada aşırı pişmiş etler için daha da yüksek bir risk faktörü oluşturmakta. Et ve yağ yoğun bir şekilde piştiğinde kanseri tetikleyen maddeler de daha hızlı ve etkili bir şekilde ortaya çıkıyor. Diğer taraftan gereğinden fazla protein alımı çocuklarda osteoporoz tehlikesini de ortaya çıkarıyor.
Peki, bu durumda kırmızı et tüketimini kesip, yarı vejetaryen konuma geldiğimizde yani beyaz ete yöneldiğimizde ne olacak? Tavuk eti kırmızı ete göre daha az miktarda yağ içerdiği için faydalı diyebiliriz. Bu noktada ilginç bir araştırma sonucunu ortaya koyalım.
1970′lerde bir tavuk sadece 9 gr. Yağ içerirken, bugün tavuklardaki yağ miktarı 23 grama yükselmiş durumda. Sürekli tavuk tüketenlerde bu durum hareketsizlikle de birleşince yine sağlık problemlerine dönüşebiliyor.
Bu durumda 19 gram yağ içeren organik tavuklar tercih edildiği taktirde daha sağlıklı bir netice ortaya çıkar.En iyisi balıkHolford’a göre en iyisi balık tüketmek. ‘Ne kadar çok balık yersek, o kadar az akli sorunlarla karşılaşırız. Tavuğun ve kırmızı etin aksine balık ne kadar çok yağlı olursa o kadar sağlıklı oluyoruz. Omega 3 zengini balık, konsantrasyon ve zihinsel dengelerin sağlanmasında oldukça etkili rol oynuyor. Kalp krizi riskini aza indirerek kansere karşı koruma sağlıyor.(Derleyen: Tolgahan Kamiloğlu)
DOLGUN DUDAK İÇİN ESTETİK YÖNTEMLERİ
Her şeyin modası olduğu gibi estetik ameliyatların da bir modası var. Nasıl modada 80′lere ya da 70′lere dönüş var diye duyuyorsak, şimdilerde de bir zamanlar en sık yaptırılan ameliyatlar arasında yer alan dudak estetiği modasına dönüş sözkonusu. Bu operasyonlarla ilgili tüm ayrıntıları Plastik Cerrah Op. Dr. Nuri Battal’a sorduk.Estetik operasyonların modası var mı gerçekten?
Kimilerine ilginç geliyor olabilir ama sorunuzun cevabı ‘evet’, var.Son dönemlerin modası nedir peki?
En çok yaptırılan operasyonlara bakınca ilk sıralarda dudak, vajina ve göbek estetiği geliyor.Dudak estetiğine gelirsek, insanlar bu ameliyatı neden yaptırmak istiyorlar? Dolgun dudaklara sahip olmak bu kadar önemli mi?
Yaptıranlar için önemli, çünkü dolgun ve diri dudaklar güzellik simgesi olduğu kadar aynı zamanda gençliğin, çekiciliğin, doğurganlığın, seksiliğin, dişiliğin ve en önemlisi güzelliğin olmazsa olmazlarından biri. Yüz güzelliğinde en önemli tamamlayıcı unsurlardan biri olan dudakların da güzel olması yüzün bütünlüğünü tamamlaması açısından da çok önemli. Dudakların büyüklüğü, dolgunluğu, ince veya kalın olması yüzün diğer elemanları olan burun, yanaklar, gözler, kaşlar, çene ve dişlerle uyumlu ve orantılı olmalı. Kalın ve dolgun dudaklar gençliğin ifadesi olduğu kadar incelmiş ve gevşemiş dudaklar yaşlılık ifadesidir. Dudaklar yüzün estetik görünümünde çok önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle dudakların diri ve dolgun görünmesi yüzümüzdeki gençlik ve sağlık ifadesini güçlendiriyor.Daha çok kimler bu ameliyatı yaptırıyor?
Dudakları yapısal olarak ince olan ya da zamanla incelen, kalın ve dolgun dudaklarla yüzündeki gençlik ve güzellik ifadesini güçlendirmek isteyenler ya da daha diri ve dolgun dudaklara sahip olmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Dudakları ince ve kırışık olanlar kadar, normalden kalın olanlarda da inceltme ameliyatları yapılıyor. Bir de dudak kanserine bağlı olarak dudaklarının bir kısmı alınmak zorunda kalınan hastalarda yeniden dudak yapmaya yönelik ameliyatlar yapılıyor. Bu tip dudak onarım ameliyatları estetik kadar fonksiyon açısından da büyük önem taşıyor.Nasıl bir yöntem izleniyor?
Dudakları kalınlaştırmak ve kırışıkları düzelterek dolgunlaştırmak için pek çok yöntem var. Bunları üç ana grupta inceleyebiliriz: Yabancı dolgu malzemeleri, hastanın kendi dokuları ile doldurmak, dudakları ameliyat ile yeniden biçimlendirmek.Yabancı dolgu malzemeleri yönteminde neler kullanılıyor?Sıvı silikon ve silikon yağı, geçici dolgu maddeleri ve diğer katı formdaki dolgular. Bunlarla ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse de, sıvı silikon ve silikon yağı: Dudak kalınlaştırmada yıllardır kullanılmakta olan sıvı silikon ve silikon yağı içerdiği olumsuzluklar ve uygulanan hastalarda çeşitli komplikasyonlara neden olmasından dolayı artık günümüzde kullanımı Amerikan gıda ve ilaç kurumu FDA tarafından estetik dolgu maddesi olarak satılması ve direk doku içine enjeksiyonu yasaklandı. Buradaki uygulama meme ameliyatlarında yapılandan farklı, onu belirtmekte fayda var. Meme ameliyatlarında jel silikon kalın bir kılıf içinde meme altına yerleştiriliyor ve istendiğinde çıkarılıyor. Hiçbir sakınca içermiyor. Ancak dudağa enjekte edildiğinde bu silikon sıvı olduğu için doku aralarına yayılıyor ve çıkarmak imkansız hale geliyor. Dudak dokusunda enflamasyona neden olmakta, ayrıca sürekli yer değiştirdiği için hastalarda şekil bozukluğuna yol açıyor. Ülkemizde hiçbir plastik cerrah yüze sıvı silikon veya silikon yağı enjeksiyonu uygulamıyor.
Geçici dolgu maddeleri yönteminin bir zararı var mı?
Bu yöntemde kollajen, Hyalurinik asit gibi maddelerden oluşan zararsız malzemeler kullanılıyor. Kollajen, sığır derisinden elde ediliyor. Deli dana hastalığının ortaya çıkışı ile kullanımı neredeyse durdu. Ayrıca hayvan proteini olduğu için alerji riski var, test yapılmadan kullanılmamalı. Yüzdeki kırışıklıkları düzeltmek için de uygulanan Hyalurinik asit en yaygın olarak kullanılan malzeme. Restylane® denilen ve iğne ile enjekte edilen Hyalurinik asit kullanıldığında uygulama çok basit ve hasta hemen normal hayatına dönebiliyor. Uygulama sonrası 4-6 ay kadar kalıcı oluyor ve bu sürenin sonunda tekrarlamak gerekiyor. Kimyasal olarak elde edildiği için alerji yapmıyor ve risksiz. Bu maddeler dudak kenarlarını dikleştirmek ve belirginleştirmek için kullanılıyorlar. Daha fazla kalınlaşma gereken durumlarda yetersiz kalıyor.Diğer katı formdaki dolgular nasıl yapılıyor?
Bunlar enjekte edilenler gibi enjektörle değil, ufak bir ameliyatla yerleştirilen malzemeler. Alloderm insan derisinden elde ediliyor. Konulduktan sonra bir yıl içinde eriyerek kayboluyor. Gortex denilen malzeme ise kalıcıdır. Dudak kenarlarından yapılan küçük kesilerden dudak içine yerleştiriliyor. Konulduğu şekilde kalıyor ve şeklini muhafaza ediyor. Sakıncası ise zamanla dudağı delerek dışarı çıkabiliyor olması.Dudak kalınlaştırma ve dolgunlaştırma hastanın kendi vücudundan alınan dokularla da yapılabilir. Bunlar neler?
Yağ Hücreleri: Hastanın kendi vücudundan çekilerek alınan yağ hücreleri dikkatli bir işlemden geçirildikten sonra dudaklara ve eğer gerekiyorsa başka kırışıklıklara enjekte ediliyor. 3-6 ay içinde konulan hücrelerin %20-30′u geriye kalıyor. İşlem birkaç defa tekrarlandığında etkili bir dudak kalınlaştırma sağlanabiliyor. Hiçbir zararı yok; alerji gibi riskler içermiyor. İşlem lokal anestezi altında yapılıyor. Şişlikler birkaç günde geçiyor. Son derece kolay bir uygulama. Fazla dolgunluk gerektiren durumlarda oldukça etkili.
Deri Hücreleri: Hastanın kendi vücudundan örneğin, karın veya meme küçültme ameliyatı sırasında çıkan derilerden veya daha önceden vücutta kalmış yara izlerinden çıkan skar dokusundan alınan deri altı dokusu ve yağ hücreleri karıştırılarak doku kokteyli şeklinde dudaklara enjekte ediliyor. Bu yöntemde konulan hücrelerin bir kısmen eridiği için 2-3 defa tekrarlamak gerekiyor. Zararsız ve en iyi yöntemlerden biri. Alerji riski de yok.Dolgu maddesi kullanmadan ameliyatla da kalınlaştırmak mümkün mü?
Evet. Pek çok teknik mevcut. Bu yöntemlerden uygun olanı, plastik cerrah hastanın dudak yapısına ve durumlarına göre seçiyor. En iyi ve kalıcı sonuçlar bu tekniklerle alınıyor. Diğerleri gibi geçici değil. İyileşme 2-5 günde tamamlanıyor. Bunlar, lokal anestezi altında yapılan basit ameliyatlar.
Martı kanadı tekniği: Burada amaç dudak kenarını yukarı taşıyarak dudağı genişletmek. Kesi üst dudak kenarından ve yükseltilmek istenilen üst kısımdan yapılıyor ve daha sonra arada kalan deri çıkarılıyor, dudak derisi üstteki cilde dikiliyor ve dudağın pembe kısmı yukarı doğru kalkmış oluyor. Bu teknik çok ince dudaklar ve dudak kenarları çok kırışık olan hastalar için iyi bir yöntem. Sonuç kalıcı oluyor.
Boğa boynuzu ya da burun altı dudak kaldırma: Burnun hemen alt kenarından kıvrımlara uygun olarak boğa boynuzu şeklinde kesilerek bir miktar deri çıkarılıyor ve deri yeniden dikilerek dudak yukarı doğru asılmış oluyor. Burun altında ince bir kesi izi kalıyor. Bu teknik, üst dudak derisi geniş olan hastalarda bu mesafeyi kısaltmak için de kullanılıyor. Böylece üst dişlerin görünmesi sağlanmış oluyor. Sonuç yine kalıcı oluyor.
Paris dudak: Dudak kenarları ve filtrum denilen üst dudakta burun altında kalan çukurluğun kenarlarının dolgu maddeleri veya yağ hücreleri ile belirginleştirilerek yapılan dudağa verilen isim.
V-Y tekniği: Üst ve alt dudaklara ağız içinden V şeklinde kesiler yapılarak sonrada Y şeklinde dikilerek dudaklar dolgunlaştırılıyor.
Dudak Asma: Burun içinden yapılan küçük bir kesiden geçirilen dikişler dudaktan da geçirildikten sonra bağlanıyor ve dudak yukarı doğru kaldırılıyor. Görünen bir iz kalmıyor. Oldukça etkili bir yöntem.
Kimilerine ilginç geliyor olabilir ama sorunuzun cevabı ‘evet’, var.Son dönemlerin modası nedir peki?
En çok yaptırılan operasyonlara bakınca ilk sıralarda dudak, vajina ve göbek estetiği geliyor.Dudak estetiğine gelirsek, insanlar bu ameliyatı neden yaptırmak istiyorlar? Dolgun dudaklara sahip olmak bu kadar önemli mi?
Yaptıranlar için önemli, çünkü dolgun ve diri dudaklar güzellik simgesi olduğu kadar aynı zamanda gençliğin, çekiciliğin, doğurganlığın, seksiliğin, dişiliğin ve en önemlisi güzelliğin olmazsa olmazlarından biri. Yüz güzelliğinde en önemli tamamlayıcı unsurlardan biri olan dudakların da güzel olması yüzün bütünlüğünü tamamlaması açısından da çok önemli. Dudakların büyüklüğü, dolgunluğu, ince veya kalın olması yüzün diğer elemanları olan burun, yanaklar, gözler, kaşlar, çene ve dişlerle uyumlu ve orantılı olmalı. Kalın ve dolgun dudaklar gençliğin ifadesi olduğu kadar incelmiş ve gevşemiş dudaklar yaşlılık ifadesidir. Dudaklar yüzün estetik görünümünde çok önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle dudakların diri ve dolgun görünmesi yüzümüzdeki gençlik ve sağlık ifadesini güçlendiriyor.Daha çok kimler bu ameliyatı yaptırıyor?
Dudakları yapısal olarak ince olan ya da zamanla incelen, kalın ve dolgun dudaklarla yüzündeki gençlik ve güzellik ifadesini güçlendirmek isteyenler ya da daha diri ve dolgun dudaklara sahip olmak isteyenler tarafından tercih ediliyor. Dudakları ince ve kırışık olanlar kadar, normalden kalın olanlarda da inceltme ameliyatları yapılıyor. Bir de dudak kanserine bağlı olarak dudaklarının bir kısmı alınmak zorunda kalınan hastalarda yeniden dudak yapmaya yönelik ameliyatlar yapılıyor. Bu tip dudak onarım ameliyatları estetik kadar fonksiyon açısından da büyük önem taşıyor.Nasıl bir yöntem izleniyor?
Dudakları kalınlaştırmak ve kırışıkları düzelterek dolgunlaştırmak için pek çok yöntem var. Bunları üç ana grupta inceleyebiliriz: Yabancı dolgu malzemeleri, hastanın kendi dokuları ile doldurmak, dudakları ameliyat ile yeniden biçimlendirmek.Yabancı dolgu malzemeleri yönteminde neler kullanılıyor?Sıvı silikon ve silikon yağı, geçici dolgu maddeleri ve diğer katı formdaki dolgular. Bunlarla ilgili kısaca bilgi vermek gerekirse de, sıvı silikon ve silikon yağı: Dudak kalınlaştırmada yıllardır kullanılmakta olan sıvı silikon ve silikon yağı içerdiği olumsuzluklar ve uygulanan hastalarda çeşitli komplikasyonlara neden olmasından dolayı artık günümüzde kullanımı Amerikan gıda ve ilaç kurumu FDA tarafından estetik dolgu maddesi olarak satılması ve direk doku içine enjeksiyonu yasaklandı. Buradaki uygulama meme ameliyatlarında yapılandan farklı, onu belirtmekte fayda var. Meme ameliyatlarında jel silikon kalın bir kılıf içinde meme altına yerleştiriliyor ve istendiğinde çıkarılıyor. Hiçbir sakınca içermiyor. Ancak dudağa enjekte edildiğinde bu silikon sıvı olduğu için doku aralarına yayılıyor ve çıkarmak imkansız hale geliyor. Dudak dokusunda enflamasyona neden olmakta, ayrıca sürekli yer değiştirdiği için hastalarda şekil bozukluğuna yol açıyor. Ülkemizde hiçbir plastik cerrah yüze sıvı silikon veya silikon yağı enjeksiyonu uygulamıyor.
Geçici dolgu maddeleri yönteminin bir zararı var mı?
Bu yöntemde kollajen, Hyalurinik asit gibi maddelerden oluşan zararsız malzemeler kullanılıyor. Kollajen, sığır derisinden elde ediliyor. Deli dana hastalığının ortaya çıkışı ile kullanımı neredeyse durdu. Ayrıca hayvan proteini olduğu için alerji riski var, test yapılmadan kullanılmamalı. Yüzdeki kırışıklıkları düzeltmek için de uygulanan Hyalurinik asit en yaygın olarak kullanılan malzeme. Restylane® denilen ve iğne ile enjekte edilen Hyalurinik asit kullanıldığında uygulama çok basit ve hasta hemen normal hayatına dönebiliyor. Uygulama sonrası 4-6 ay kadar kalıcı oluyor ve bu sürenin sonunda tekrarlamak gerekiyor. Kimyasal olarak elde edildiği için alerji yapmıyor ve risksiz. Bu maddeler dudak kenarlarını dikleştirmek ve belirginleştirmek için kullanılıyorlar. Daha fazla kalınlaşma gereken durumlarda yetersiz kalıyor.Diğer katı formdaki dolgular nasıl yapılıyor?
Bunlar enjekte edilenler gibi enjektörle değil, ufak bir ameliyatla yerleştirilen malzemeler. Alloderm insan derisinden elde ediliyor. Konulduktan sonra bir yıl içinde eriyerek kayboluyor. Gortex denilen malzeme ise kalıcıdır. Dudak kenarlarından yapılan küçük kesilerden dudak içine yerleştiriliyor. Konulduğu şekilde kalıyor ve şeklini muhafaza ediyor. Sakıncası ise zamanla dudağı delerek dışarı çıkabiliyor olması.Dudak kalınlaştırma ve dolgunlaştırma hastanın kendi vücudundan alınan dokularla da yapılabilir. Bunlar neler?
Yağ Hücreleri: Hastanın kendi vücudundan çekilerek alınan yağ hücreleri dikkatli bir işlemden geçirildikten sonra dudaklara ve eğer gerekiyorsa başka kırışıklıklara enjekte ediliyor. 3-6 ay içinde konulan hücrelerin %20-30′u geriye kalıyor. İşlem birkaç defa tekrarlandığında etkili bir dudak kalınlaştırma sağlanabiliyor. Hiçbir zararı yok; alerji gibi riskler içermiyor. İşlem lokal anestezi altında yapılıyor. Şişlikler birkaç günde geçiyor. Son derece kolay bir uygulama. Fazla dolgunluk gerektiren durumlarda oldukça etkili.
Deri Hücreleri: Hastanın kendi vücudundan örneğin, karın veya meme küçültme ameliyatı sırasında çıkan derilerden veya daha önceden vücutta kalmış yara izlerinden çıkan skar dokusundan alınan deri altı dokusu ve yağ hücreleri karıştırılarak doku kokteyli şeklinde dudaklara enjekte ediliyor. Bu yöntemde konulan hücrelerin bir kısmen eridiği için 2-3 defa tekrarlamak gerekiyor. Zararsız ve en iyi yöntemlerden biri. Alerji riski de yok.Dolgu maddesi kullanmadan ameliyatla da kalınlaştırmak mümkün mü?
Evet. Pek çok teknik mevcut. Bu yöntemlerden uygun olanı, plastik cerrah hastanın dudak yapısına ve durumlarına göre seçiyor. En iyi ve kalıcı sonuçlar bu tekniklerle alınıyor. Diğerleri gibi geçici değil. İyileşme 2-5 günde tamamlanıyor. Bunlar, lokal anestezi altında yapılan basit ameliyatlar.
Martı kanadı tekniği: Burada amaç dudak kenarını yukarı taşıyarak dudağı genişletmek. Kesi üst dudak kenarından ve yükseltilmek istenilen üst kısımdan yapılıyor ve daha sonra arada kalan deri çıkarılıyor, dudak derisi üstteki cilde dikiliyor ve dudağın pembe kısmı yukarı doğru kalkmış oluyor. Bu teknik çok ince dudaklar ve dudak kenarları çok kırışık olan hastalar için iyi bir yöntem. Sonuç kalıcı oluyor.
Boğa boynuzu ya da burun altı dudak kaldırma: Burnun hemen alt kenarından kıvrımlara uygun olarak boğa boynuzu şeklinde kesilerek bir miktar deri çıkarılıyor ve deri yeniden dikilerek dudak yukarı doğru asılmış oluyor. Burun altında ince bir kesi izi kalıyor. Bu teknik, üst dudak derisi geniş olan hastalarda bu mesafeyi kısaltmak için de kullanılıyor. Böylece üst dişlerin görünmesi sağlanmış oluyor. Sonuç yine kalıcı oluyor.
Paris dudak: Dudak kenarları ve filtrum denilen üst dudakta burun altında kalan çukurluğun kenarlarının dolgu maddeleri veya yağ hücreleri ile belirginleştirilerek yapılan dudağa verilen isim.
V-Y tekniği: Üst ve alt dudaklara ağız içinden V şeklinde kesiler yapılarak sonrada Y şeklinde dikilerek dudaklar dolgunlaştırılıyor.
Dudak Asma: Burun içinden yapılan küçük bir kesiden geçirilen dikişler dudaktan da geçirildikten sonra bağlanıyor ve dudak yukarı doğru kaldırılıyor. Görünen bir iz kalmıyor. Oldukça etkili bir yöntem.
Enerjinizi artırmak için 23 öneri
Yoğun iş temposu, günlük koşuşturmacalar derken bir bakmışsınız enerjiniz uçmuş gitmiş. İşte bilim adamlarının enerjinizi zirvede tutmak için sıraladığı 23 öneri…
11 Nisan 2007 ÇarşambaDr.Kuşhan’la Diyet1-Cardiff Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre her gün 40 gr. buğday, mısır vb. lifleri almalısınız. Çünkü bu tür lifler enerjiyi artırıyor ve stresi azaltıyor.
2- Sabahları çıkarken bir soğuk bir sıcak duş alın. Önce ılık bir suyun altında durun. Ardından suyun sıcaklığıyla oynayın. Ancak başınızı suyun altına sokmamaya dikkat edin. 5-6 dakika bunu tekrarlarsanız, çıktığınızda kendinizi daha rahatlamış hissedeceksiniz.
3- Yapılan araştırmalara göre her dört kadından birinde demir seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş. Bu da yorgunluk ve halsizlik yaratır. Bu yüzden daha fazla demir içeren yeşil sebze, kurutulmuş meyve ve tahıl gevreklerinden bolca tüketmelisiniz.
4- Daha bol balık, tavuk, peynir, fasulye ve yumurta yemelisiniz… Çünkü vücut için gerekli Omega 3 bu besinlerde bulunuyor. Bu hormon da beyindeki mutluluk merkezini harekete geçiriyor.
5- Günde 2 ya da 3 litre su içmelisiniz. Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bu oranlarda su içmek dayanıklılığı artırıyor, stresin azalmasına yardımcı oluyor. Ancak aklınızda bulunsun; fazlası da zararlı.
6- Dik durun. Kambur durmak kasların daha hızlı çalışarak yorulmasına sebep olur. Nefes almanızı zorlaştırır. Dik konumdayken daha rahat nefes alınır, oksijen akciğerlere dolar ve böylece kanın daha rahat dolaşması sağlanır…
7- Yapılan araştırmalara göre en sevdiğiniz müzikleri dinlemek stresi hafifletiyor ve yorgunlukla daha rahat savaşmamızı sağlıyor.
8- Dışarı çıkın. Sabah kalkınca yapacağınız ilk iş dışarı çıkmak olsun. Amerikalı bilim adamları doğal ışığın beyni harekete geçirdiğini ve seratonin salgılamasına yardımcı olduğunu söylüyor. Bu da mutluluğunuzu artıracaktır.
9- Mutlaka gün içerisinde şekerleme yapın… Amerika’daki beyin sağlığı araştırmacılarına göre, 30 dakikalık kısa bir uyku bile insanları performanslarını olumlu etkiliyor.
10- Vücudun asit oranını dengelemeniz gerekir. Gereğinden fazla şekerli yiyecekler ve peynir aside sebep olur ve enerjiyi emer. Bu yüzden sebze ve meyve salatalarını bolca tüketin.
11- Doktorlar sizi mutlu eden şeyleri hatırlamanız için sizi mutlu eden şeyleri bir deftere yazmanızı öneriyor. Bunları okudukça sizi neyin mutlu ettiğini daha iyi bulabilirsiniz.
12- Düzenli yemek yiyin. Yemekler arasındaki uzun aralıklar şekerin düşmesine, dolayısıyla enerjinizin azalmasına neden olur. Günde üç kez mutlaka yemek yiyin.
13- Kaslarınızı hissederek enerji sağlayın. Mesela iki elinizi göğüs hizasında birleştirin ve birbirine doğru itin. Ardından başınızın üstüne kaldırın ve bunu 5-10 defa tekrarlayın.
14- Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Süt, 150 gr yoğurt, 1 muz, tereyağ, bal, fındık ve cevizi karıştırıp yiyebilirsiniz.
15- Nefes alıp vermenin önemini mutlaka kavrayın. Derin nefes alıp vermek, nefes yolunuzu açacak ve daha çok enerji almanızı sağlayacaktır. Her saat üç ya da dört kere derin nefes alıp verin.
16- Cep telefonunuzu kapatın. Bırakın günün birkaç saatinde kimse size ulaşamasın. Gerekli oluğunda iş ve aileniz için kullanın.
17- Düzenli olun. Dağınıklık sizi strese sokacaktır. Gereksiz yere panik yaparsanız, bu stresle işleriniz yolunda gitmeyecektir. Bu kaosu yaşayıp stresinizi artırmayın…
18- Adımlarınızı artırın. Daha fazla yürüyüş yapın, bol bol merdiven çıkın. Olabildiğince hareketli olmaya özen gösterirseniz, kanın hızlı hareket etmesini, kaslara ve organlara giden oksijenin artmasını sağlarsınız. Bu da sizi rahatlatacaktır.
19- Magnezyum almaya dikkat edin. Sebzelerde, fındıkta ve tahıllı ekmeklerde bulunan bu vitamin size zindelik kazandıracaktır.
20- Yiyeceklerdeki enerjinin hızlı emilimini sağlayan Co-enzim Q10, vücudun ürettiği bir antioksidandır. Bu enzimin oluşmasını sağlayan yiyeceklere de brokoli, kahverengi şeker, kepekli ürünler, soya ve fındıktır.
21- Çok kafein ve alkol uykuyu engeller ve enerji veren B vitaminini emer. Haftada birkaç kez 1 ya da 2 kadeh şarabı geçmemeye, çay ve kahve tüketimini en aza indirmeye özen gösterin.
22- Bilgisayarla çalışırken mutlaka aralar verin. Japon araştırmacılar, bilgisayar önünde çok oturan insanların endişeli olma halinin arttığını, gözlerde problem yaşandığını ve beden ağrılarının çoğaldığını söylüyor.
23- Ve son olarak beyinsel anlamda rahatlamak ve yenilenmek için kendinize 20 dakika ayırın ve şunları yapmaya çalışın…
- Ilık sessiz bir yerde oturun ya da uzanın. Üzerinizde rahat kıyafetleriniz olsun ve gözlerinizi kapatın.
- Nefes alışverişinize odaklanın ve nefesinizin rahat olmasını sağlayın.
- Kendinizi nehir kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde düşünün. Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor ve siz suyun akışını duyuyorsunuz.
- Suyun içinde ayağa kalkıyor, yüzünüzü güneşe dönüyorsunuz. Güneşin sizi enerjiyle doldurduğunu hissediyorsunuz. Derin bir nefes alıp, bu enerjinin içinize işlemesini sağlıyorsunuz.
- Vücudunuzun ve düşüncelerinizin pozitife dönüştüğünü hissettiğinizde yavaşça gözlerinizi açıyorsunuz.
11 Nisan 2007 ÇarşambaDr.Kuşhan’la Diyet1-Cardiff Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre her gün 40 gr. buğday, mısır vb. lifleri almalısınız. Çünkü bu tür lifler enerjiyi artırıyor ve stresi azaltıyor.
2- Sabahları çıkarken bir soğuk bir sıcak duş alın. Önce ılık bir suyun altında durun. Ardından suyun sıcaklığıyla oynayın. Ancak başınızı suyun altına sokmamaya dikkat edin. 5-6 dakika bunu tekrarlarsanız, çıktığınızda kendinizi daha rahatlamış hissedeceksiniz.
3- Yapılan araştırmalara göre her dört kadından birinde demir seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş. Bu da yorgunluk ve halsizlik yaratır. Bu yüzden daha fazla demir içeren yeşil sebze, kurutulmuş meyve ve tahıl gevreklerinden bolca tüketmelisiniz.
4- Daha bol balık, tavuk, peynir, fasulye ve yumurta yemelisiniz… Çünkü vücut için gerekli Omega 3 bu besinlerde bulunuyor. Bu hormon da beyindeki mutluluk merkezini harekete geçiriyor.
5- Günde 2 ya da 3 litre su içmelisiniz. Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bu oranlarda su içmek dayanıklılığı artırıyor, stresin azalmasına yardımcı oluyor. Ancak aklınızda bulunsun; fazlası da zararlı.
6- Dik durun. Kambur durmak kasların daha hızlı çalışarak yorulmasına sebep olur. Nefes almanızı zorlaştırır. Dik konumdayken daha rahat nefes alınır, oksijen akciğerlere dolar ve böylece kanın daha rahat dolaşması sağlanır…
7- Yapılan araştırmalara göre en sevdiğiniz müzikleri dinlemek stresi hafifletiyor ve yorgunlukla daha rahat savaşmamızı sağlıyor.
8- Dışarı çıkın. Sabah kalkınca yapacağınız ilk iş dışarı çıkmak olsun. Amerikalı bilim adamları doğal ışığın beyni harekete geçirdiğini ve seratonin salgılamasına yardımcı olduğunu söylüyor. Bu da mutluluğunuzu artıracaktır.
9- Mutlaka gün içerisinde şekerleme yapın… Amerika’daki beyin sağlığı araştırmacılarına göre, 30 dakikalık kısa bir uyku bile insanları performanslarını olumlu etkiliyor.
10- Vücudun asit oranını dengelemeniz gerekir. Gereğinden fazla şekerli yiyecekler ve peynir aside sebep olur ve enerjiyi emer. Bu yüzden sebze ve meyve salatalarını bolca tüketin.
11- Doktorlar sizi mutlu eden şeyleri hatırlamanız için sizi mutlu eden şeyleri bir deftere yazmanızı öneriyor. Bunları okudukça sizi neyin mutlu ettiğini daha iyi bulabilirsiniz.
12- Düzenli yemek yiyin. Yemekler arasındaki uzun aralıklar şekerin düşmesine, dolayısıyla enerjinizin azalmasına neden olur. Günde üç kez mutlaka yemek yiyin.
13- Kaslarınızı hissederek enerji sağlayın. Mesela iki elinizi göğüs hizasında birleştirin ve birbirine doğru itin. Ardından başınızın üstüne kaldırın ve bunu 5-10 defa tekrarlayın.
14- Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Süt, 150 gr yoğurt, 1 muz, tereyağ, bal, fındık ve cevizi karıştırıp yiyebilirsiniz.
15- Nefes alıp vermenin önemini mutlaka kavrayın. Derin nefes alıp vermek, nefes yolunuzu açacak ve daha çok enerji almanızı sağlayacaktır. Her saat üç ya da dört kere derin nefes alıp verin.
16- Cep telefonunuzu kapatın. Bırakın günün birkaç saatinde kimse size ulaşamasın. Gerekli oluğunda iş ve aileniz için kullanın.
17- Düzenli olun. Dağınıklık sizi strese sokacaktır. Gereksiz yere panik yaparsanız, bu stresle işleriniz yolunda gitmeyecektir. Bu kaosu yaşayıp stresinizi artırmayın…
18- Adımlarınızı artırın. Daha fazla yürüyüş yapın, bol bol merdiven çıkın. Olabildiğince hareketli olmaya özen gösterirseniz, kanın hızlı hareket etmesini, kaslara ve organlara giden oksijenin artmasını sağlarsınız. Bu da sizi rahatlatacaktır.
19- Magnezyum almaya dikkat edin. Sebzelerde, fındıkta ve tahıllı ekmeklerde bulunan bu vitamin size zindelik kazandıracaktır.
20- Yiyeceklerdeki enerjinin hızlı emilimini sağlayan Co-enzim Q10, vücudun ürettiği bir antioksidandır. Bu enzimin oluşmasını sağlayan yiyeceklere de brokoli, kahverengi şeker, kepekli ürünler, soya ve fındıktır.
21- Çok kafein ve alkol uykuyu engeller ve enerji veren B vitaminini emer. Haftada birkaç kez 1 ya da 2 kadeh şarabı geçmemeye, çay ve kahve tüketimini en aza indirmeye özen gösterin.
22- Bilgisayarla çalışırken mutlaka aralar verin. Japon araştırmacılar, bilgisayar önünde çok oturan insanların endişeli olma halinin arttığını, gözlerde problem yaşandığını ve beden ağrılarının çoğaldığını söylüyor.
23- Ve son olarak beyinsel anlamda rahatlamak ve yenilenmek için kendinize 20 dakika ayırın ve şunları yapmaya çalışın…
- Ilık sessiz bir yerde oturun ya da uzanın. Üzerinizde rahat kıyafetleriniz olsun ve gözlerinizi kapatın.
- Nefes alışverişinize odaklanın ve nefesinizin rahat olmasını sağlayın.
- Kendinizi nehir kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde düşünün. Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor ve siz suyun akışını duyuyorsunuz.
- Suyun içinde ayağa kalkıyor, yüzünüzü güneşe dönüyorsunuz. Güneşin sizi enerjiyle doldurduğunu hissediyorsunuz. Derin bir nefes alıp, bu enerjinin içinize işlemesini sağlıyorsunuz.
- Vücudunuzun ve düşüncelerinizin pozitife dönüştüğünü hissettiğinizde yavaşça gözlerinizi açıyorsunuz.
GÖĞÜSLERİN KÜÇÜĞÜ DE BÜYÜĞÜ DE SORUN
Büyük göğüsler her ne kadar seks sembolü olarak da değerlendirilirse de sırt ağrısı, kamburluk ya da göğüs sarkması gibi rahatsızlıklara yol açtığında iş değişiyor. Meme küçültme ameliyatı bu sıkıntılara son veriyor. Meme küçültme ameliyatı sadece memelerin büyüklüğünü ve biçimini düzeltmekle kalmayıp, aynı zaman da hastayı iri memelerin verdiği fiziksel sıkıntılardan da kurtarıyor. Bu önemli ameliyatla ilgili sorularımızı Plastik Cerrah Op. Dr. Nuri Battal yanıtladı.Yaşı henüz genç veya evli olmayan, bir süre daha çocuk sahibi olmayı düşünmeyen ancak göğüslerini küçülttürmek isteyenlerin en büyük korkularından biri, ameliyat sonrasında emzirip emziremeyecekleri…İlerleyen teknoloji sayesinde bu tip ameliyatlar sonrasında komplikasyonlar en aza indirildi. Meme ucunun tamamı memeye yapışık ve süt kanallarının çıkış yerleri ameliyat sırasında korunduğu için memeler emzirme yeteneğini kaybetmiyorlar. Fakat birkaç ay süre ile geçici olarak hissizleşme görülebiliyor.Bu ameliyatın yapılması için yaş sınırı nedir?Meme küçültme ameliyatları, memeler gelişimini tamamlandıktan sonra her yaşta yapılabilir.Ameliyat sürecinden de bahseder misiniz?
Meme küçültme ameliyatı genel anestezi altında hastanede uygulanıyor. En yaygın uygulanan yöntemlerde iki veya üç kesi yapılıyor. Biri meme başının çevresindeki koyu renkli alanın çevresine, diğeri bu koyu kısmın alt ucundan memenin altındaki kıvrıma kadar dikey olarak uzatılıyor ya da lolipop kesisi, ki bu tekniğe “Vertikal Mammoplasti” deniyor. Minimal düzeyde iz kalıyor ve hatta açık tenlilerde birkaç yıl içinde iyice silikleşiyor.
İkinci teknikte bu kesilere ilave olarak yapılan üçüncü kesi ise memenin altına yatay olarak açılır ve memenin doğal kıvrımını izlemektedir. Aslında sadece sütyen içerisinde kalacak bu kesilerin izleri açık tenli hastalarda daha iyi olmakla birlikte birkaç yıl içinde eskiye oranla belirgin bir şekilde azalma gösteriyor, ama tümü ile yok olmaz. Daha fazla iz kaldığı için modern plastik cerrahide bu yöntem pek tercih edilmiyor.Cerrah, fazla meme dokusunu, yağları ve deriyi kesip çıkardıktan sonra meme başı ve çevresindeki koyu renkli kısmı yukarıya çekiyor. Böylece iri memelerde genellikle geniş olan koyu renkli kısım küçülüp daha güzel bir görünüm alıyor. Meme başının üzerinde bulunan deri aşağıya çekilerek memeye şekil veriliyor. Kol altındaki konturu düzeltmek için bazen liposuction da uygulanabiliyor.Kaç saat sürüyor?
Yaklaşık 2-3 saat kadar sürüyor.Çok ağrılı bir ameliyat mı?
Ameliyat sonrası lokal anestezi yapıldığı için ve ayrıca ağrı kesiciler kullanıldığı için çok ciddi bir ağrı olmaz. Kesiler içerden dikişlerle, dışardan da yapıştırma ile kapatıldığı için sonrasında genellikle dikiş almayı gerektirmez.Meme küçültme ameliyatı kanser riskini artırıyor mı?
Yapılan araştırmalarda bugüne kadar böyle bulgulara rastlanmadı ancak ameliyat sonrası oluşabilecek şişkinlik ve beze türü şeylerin ameliyatla bağlantılı olduğunu düşünüp doktora gitmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Küçültme ameliyatı sırasında plastik cerrah şüphelendiği kitleler varsa bunları da temizler. Ameliyattan önce hastalara meme filmi (Mammografi) çektirilerek kontrol yapılıyor.Meme küçültme ameliyatında silikon konuluyor mu?
Yeterli meme dokusu olduğu için meme küçültme ameliyatlarında silikon protez kullanılmasına gerek kalmıyor. Silikon protezler meme büyütme ameliyatında meme dokusunun az olduğu durumlarda kullanılıyor.Ne kadar zamanda ayağa kalkmak, işe dönmek mümkün?
Hasta, gece yatmadan yani ameliyattan sonra 4-5 saat kadar hastanede kaldıktan sonra evine gidebiliyor. Uygulanan bandajlar 15 gün kadar sonra açılıyor ve özel bir sütyeni 1-3 ay kadar takmak gerekiyor. Hastanın zorlayıcı kol hareketleri, cinsel aktivitesi 3-4 hafta kadar yasaklanıyor, çünkü şişme veya kanama ve yara açılması gibi problemlere neden olabiliyor. Uyurken sırt üstü yatmak ise memelerin baskı altında kalmasını önlüyor. Ameliyat sonrasında meme başlarının ve kesi yerlerinin hissizleşmesi normal ve bu durum 1 yıl içinde kendiliğinden düzeliyor. Memelerin son şeklini alması için 6-12 ay kadar bir süre gerekiyor. Hasta ameliyattan 3-5 gün sonra işine ve sosyal hayatına dönebiliyor.Oluşabilecek en önemli komplikasyon nedir?
Meme başı kaybıdır. Bu komplikasyonun oluşması, hastanın sigara içmesi engellenerek ve ameliyat sırasında cerrah tarafından meme başı dolaşımı özenle korunarak önlenebiliyor. Ameliyattan önce ve yaralar tam kapanana kadar hastaların sigara içmemesi isteniyor.Günümüzde pek çok erkeğin sorunu olan kellik farklı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Bunlardan yapışan peruk kullanımı en sık kullanılan ve en kolay yöntemdir. Hastanın saçından alınan bir örnekle aynı renk ve tipte kıllarla kellik olan alana uygun bir peruk yaptırılıyor ve buraya bazı özel tutkallarla tutturuluyor. Bu yöntem kalıcı değildir.Diğer yöntem saç ekimidir. Hastanın kendi saçından alınan kıl kökleri kellik olan yerlere ufak bir ameliyatla nakledilir. Bu yöntem kalıcıdır. Uygun hastalarda mükemmel sonuç alınabilir ve bir daha asla dökülmez.AMELİYATA UYGUN ADAYLAR
Aşağıdaki özelliklerden birine ya da bir kaçına sahipseniz bu ameliyata uygun bir aday olabilirsiniz.
- Memelerin vücut yapısına oranla çok büyük olması
- Memelerin hantal ve sarkık olması, bu tür memelerin başları ve çevresindeki koyu renkli kısım yukarıya veya tam olarak yere doğru bakar
- Birinin diğerine oranla büyük olması
- İri memelerin verdiği ağırlıktan dolayı sırt, boyun ve omuz ağrılarının çekilmesi
- Memelerin altındaki derinin sık sık tahriş olması veya tekrarlayan mantar infeksiyonlarının olması
- Büyüklüğünün ve ağırlığının fiziksel aktiviteleri önlemesi
- Memelerin iriliğinden ötürü huzursuzluk duyulması
- Estetik olarak görünümden mutlu olmamakDİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
- Plastik cerrahi uzmanlarının yapması gereken bir ameliyattır. Seçtiğiniz doktorun uzman bir plastik cerrah olmasından diplomasına bakarak iyice emin olmalısınız.
- Kesinlikle sigara içilmemesi gerekiyor. Sigarada bulunan nikotinin damarları daraltma etkisi var. Bu da yaralara yeterli kan gitmesini engelleyeceğinden yara iyileşmesini ciddi oranda etkiliyor. Bu nedenle ameliyattan önce en az 5-10 gün, sonrasında da 2 ay kadar sigara kesinlikle içilmemeli.
- Ciddi fiziksel aktiviteden 4-6 hafta kadar uzak durmak gerekiyor.
Meme küçültme ameliyatı genel anestezi altında hastanede uygulanıyor. En yaygın uygulanan yöntemlerde iki veya üç kesi yapılıyor. Biri meme başının çevresindeki koyu renkli alanın çevresine, diğeri bu koyu kısmın alt ucundan memenin altındaki kıvrıma kadar dikey olarak uzatılıyor ya da lolipop kesisi, ki bu tekniğe “Vertikal Mammoplasti” deniyor. Minimal düzeyde iz kalıyor ve hatta açık tenlilerde birkaç yıl içinde iyice silikleşiyor.
İkinci teknikte bu kesilere ilave olarak yapılan üçüncü kesi ise memenin altına yatay olarak açılır ve memenin doğal kıvrımını izlemektedir. Aslında sadece sütyen içerisinde kalacak bu kesilerin izleri açık tenli hastalarda daha iyi olmakla birlikte birkaç yıl içinde eskiye oranla belirgin bir şekilde azalma gösteriyor, ama tümü ile yok olmaz. Daha fazla iz kaldığı için modern plastik cerrahide bu yöntem pek tercih edilmiyor.Cerrah, fazla meme dokusunu, yağları ve deriyi kesip çıkardıktan sonra meme başı ve çevresindeki koyu renkli kısmı yukarıya çekiyor. Böylece iri memelerde genellikle geniş olan koyu renkli kısım küçülüp daha güzel bir görünüm alıyor. Meme başının üzerinde bulunan deri aşağıya çekilerek memeye şekil veriliyor. Kol altındaki konturu düzeltmek için bazen liposuction da uygulanabiliyor.Kaç saat sürüyor?
Yaklaşık 2-3 saat kadar sürüyor.Çok ağrılı bir ameliyat mı?
Ameliyat sonrası lokal anestezi yapıldığı için ve ayrıca ağrı kesiciler kullanıldığı için çok ciddi bir ağrı olmaz. Kesiler içerden dikişlerle, dışardan da yapıştırma ile kapatıldığı için sonrasında genellikle dikiş almayı gerektirmez.Meme küçültme ameliyatı kanser riskini artırıyor mı?
Yapılan araştırmalarda bugüne kadar böyle bulgulara rastlanmadı ancak ameliyat sonrası oluşabilecek şişkinlik ve beze türü şeylerin ameliyatla bağlantılı olduğunu düşünüp doktora gitmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Küçültme ameliyatı sırasında plastik cerrah şüphelendiği kitleler varsa bunları da temizler. Ameliyattan önce hastalara meme filmi (Mammografi) çektirilerek kontrol yapılıyor.Meme küçültme ameliyatında silikon konuluyor mu?
Yeterli meme dokusu olduğu için meme küçültme ameliyatlarında silikon protez kullanılmasına gerek kalmıyor. Silikon protezler meme büyütme ameliyatında meme dokusunun az olduğu durumlarda kullanılıyor.Ne kadar zamanda ayağa kalkmak, işe dönmek mümkün?
Hasta, gece yatmadan yani ameliyattan sonra 4-5 saat kadar hastanede kaldıktan sonra evine gidebiliyor. Uygulanan bandajlar 15 gün kadar sonra açılıyor ve özel bir sütyeni 1-3 ay kadar takmak gerekiyor. Hastanın zorlayıcı kol hareketleri, cinsel aktivitesi 3-4 hafta kadar yasaklanıyor, çünkü şişme veya kanama ve yara açılması gibi problemlere neden olabiliyor. Uyurken sırt üstü yatmak ise memelerin baskı altında kalmasını önlüyor. Ameliyat sonrasında meme başlarının ve kesi yerlerinin hissizleşmesi normal ve bu durum 1 yıl içinde kendiliğinden düzeliyor. Memelerin son şeklini alması için 6-12 ay kadar bir süre gerekiyor. Hasta ameliyattan 3-5 gün sonra işine ve sosyal hayatına dönebiliyor.Oluşabilecek en önemli komplikasyon nedir?
Meme başı kaybıdır. Bu komplikasyonun oluşması, hastanın sigara içmesi engellenerek ve ameliyat sırasında cerrah tarafından meme başı dolaşımı özenle korunarak önlenebiliyor. Ameliyattan önce ve yaralar tam kapanana kadar hastaların sigara içmemesi isteniyor.Günümüzde pek çok erkeğin sorunu olan kellik farklı yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Bunlardan yapışan peruk kullanımı en sık kullanılan ve en kolay yöntemdir. Hastanın saçından alınan bir örnekle aynı renk ve tipte kıllarla kellik olan alana uygun bir peruk yaptırılıyor ve buraya bazı özel tutkallarla tutturuluyor. Bu yöntem kalıcı değildir.Diğer yöntem saç ekimidir. Hastanın kendi saçından alınan kıl kökleri kellik olan yerlere ufak bir ameliyatla nakledilir. Bu yöntem kalıcıdır. Uygun hastalarda mükemmel sonuç alınabilir ve bir daha asla dökülmez.AMELİYATA UYGUN ADAYLAR
Aşağıdaki özelliklerden birine ya da bir kaçına sahipseniz bu ameliyata uygun bir aday olabilirsiniz.
- Memelerin vücut yapısına oranla çok büyük olması
- Memelerin hantal ve sarkık olması, bu tür memelerin başları ve çevresindeki koyu renkli kısım yukarıya veya tam olarak yere doğru bakar
- Birinin diğerine oranla büyük olması
- İri memelerin verdiği ağırlıktan dolayı sırt, boyun ve omuz ağrılarının çekilmesi
- Memelerin altındaki derinin sık sık tahriş olması veya tekrarlayan mantar infeksiyonlarının olması
- Büyüklüğünün ve ağırlığının fiziksel aktiviteleri önlemesi
- Memelerin iriliğinden ötürü huzursuzluk duyulması
- Estetik olarak görünümden mutlu olmamakDİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER
- Plastik cerrahi uzmanlarının yapması gereken bir ameliyattır. Seçtiğiniz doktorun uzman bir plastik cerrah olmasından diplomasına bakarak iyice emin olmalısınız.
- Kesinlikle sigara içilmemesi gerekiyor. Sigarada bulunan nikotinin damarları daraltma etkisi var. Bu da yaralara yeterli kan gitmesini engelleyeceğinden yara iyileşmesini ciddi oranda etkiliyor. Bu nedenle ameliyattan önce en az 5-10 gün, sonrasında da 2 ay kadar sigara kesinlikle içilmemeli.
- Ciddi fiziksel aktiviteden 4-6 hafta kadar uzak durmak gerekiyor.
GÖRME ENGELİLER İÇİN SESLİ SİTE
Görme engelliler için sesli site hazırlandıYozgat’ın Sorgun ilçesinde görev yapan bir okul müdürü ve iki öğretmen, Türkiye’de bir ilke imza atarak görme engelliler için internet sitesi hazırladı.Yozgat’ın Sorgun ilçesinde bulunan Sorgun Anadolu Ticaret ve Ticaret Meslek Lisesi öğretmen ve öğrencileri tarafından hazırlanan www.sesligorme.com isimli site büyük ilgi görüyor. Haber, sanat, kültür, spor ve görme engelliler ile ilgili bilgilerin bulunduğu ve görme engellilerin rahatlıkla kullanabildiği site, engellilerden büyük ilgi gördü. Öğretmenler sitenin İngilizce versiyonunu da hazırlamak için çalışmalara başladı. Sitenin seslendirmesini ise okulda öğrenim gören kız öğrenciler yapıyor. Siteyi hazırlayan öğretmenlerden Serkan Sağlam, sitenin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirtti. Görme engelli insanların evlerinden çıkamaması nedeniyle hayata küstüklerini belirten Sağlam, siteyi hazırlamalarının sebebini şöyle açıkladı: “Siteyi hazırlamamızdaki amaç görme engelli kişileri bir nebze olsun hayata bağlamak. Hazırlanan bu site onların can sıkıntısını gidereceği gibi, dünyada ve ülkemizde olan gelişmeleri takip etmelerine imkan sağlayacak.” Görme engelliler için hazırlanan sitenin İngilizce versiyonunu da hazırlayacaklarını aktaran İsmail Taşkıran ise sitenin içeriğiyle ilgili şu bilgileri verdi: “Sitemiz haber, müzik, genel kültür ve görme engelliler ile ilgili bilgilerin bulunduğu bölümlerden oluşuyor. Görme engelli vatandaşlar mouse yardımıyla girmek istedikleri bölümün üzerine geldiğinde sesli bir anlatım başlıyor. Bu sayede hangi konuda bilgi sahibi olmak istiyorsa sesli bir şekilde bilgilendirme yapılıyor.” Sorgun Kaymakamı Meftun Dallı ise siteyi hazırlayan öğretmenlere teşekkür etti. Aydın Hızlıca, Yozgat, Zaman
9 Eylül 2007 Pazar
ÖMRÜNÜ UZATAN YİYECEKLER
Uzmanlara göre brokoli, portakal, yulaf, domates, somon balığı, bezelye, ceviz, çay üzümü, yoğurt, bal kabağı, soya fasulyesi, hindi, ıspanak ve çayı haftada en az 4 kez tüketmek estetik gençleşmeyle eş değerde, ayrıca sağlıklı ve uzun bir ömür sağlıyor."Süper Yiyecekler" olarak adlandırılan 14 temel besin ürünü Californialı bir doktor tarafından daha önce hastalarına önerilmişti. Avustralyalı doktor ve alternatif tıp uzmanlarının da önerdikleri bu 14 yiyecekten brokolinin göğüs ve prostat kanserlerine, portakalın da C vitamini deposu olmasıyla tüm kanserlere karşı koruyucu özelliği bulunuyor. Yulaf ise kan basıncını dengeleme ve kilo almayı durdurma özelliği ile öneriliyor. Böğürtlen olarak da bilinen çay üzümü, soya fasulyesi, ıspanak, yeşil veya siyah çay, hindi eti, ceviz ve yoğurt ise yoğun vitamin içerdikleri için özellikle yaşlı kişilerin sağlıklı ve dinç olmalarını sağlıyor.Avustralyalı Plastik Cerrah Dr. Steve Pratt, yaklaşık 20 yıldır, yaptığı güzellik operasyonlarından sonra bu yiyeceklerin yer aldığı bir diyeti hastalarına verdiğini belirterek, hepsinin periyodik olarak yenmesiyle birçok sağlık sorununun kolaylıkla çözüme kavuşacağını ve derinin gençleşeceğini öne sürdü. Pratt, bu 14 ayrı yiyecekten her birinin haftada en az 4 kez yenilmesi gerektiğini söyledi.Eternal Health adlı kitabın yazarı Dr. Michael Elstein ise "Hindi etinin neden yaşlılığı önlediğini çözemedim. Fakat beyaz et vejeteryan olmayanlar için oldukça sağlıklı" dedi. Bu yiyeceklerin anti-oksidan içerdiği için vücut sisteminin hastalıklarla savaşında yardımcı olduğunu ifade eden Elstein, "Yaşlandıkça göğüs ve prostat kanseri riski artar. Önlemenin tek yolu da yüksek oranda anti-oksidan içeren ve zengin vitamine sahip olan bu yiyecekleri tüketmektir" dedi.Ispanak ve ceviz kolesterolü düşürmek için önerilirken, yeşil çayın yağları yakmak ve yetişkinlerde obeziteyi önlemek için ideal olduğu savunuldu. Omega 3 yağı içeren somon balığının ise kalp krizini önleme ve beyin hücrelerinin çalıştırılması ile depresyona karşı birebir olduğu öne sürüldü. Özellikle yaşlıların ıspanak yemekten vazgeçmemeleri gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, ıspanağın gözün görme yeteneğini geliştirdiğini ve karaciğere yardımcı olduğunu kaydetti.
Gırtlak Kanserleri
Gırtlakta ve yutak-gırtlak bölgesinde gelişen kanserler ses, solunum ve yutma üzerinde genellikle erkenden etki gösterir. İki önemli hayati fonksiyonu, yani solunumu ve beslenmeyi, er veya geç engellemeye başlar. Bu kanserlerin lenf düğümlerine yayılma eğilimi büyüktür; metastaz yoluyla boyun lenf düğümlerine yerleşen kanserlerin tedavisi ise çok güçtür.1945-1950 Yıllarına kadar bu kanserlerin tedavisi cerrahi olarak sadece gırtlaktaki kanserli kısmın ve boyun lenf düğümlerinin kısmen veya tamamen çıkarılması ve röntgen tedavisi (X ışınları) uygulanması şeklindeydi.
Antibiyotiklerin ortaya çıkışı enfeksiyonları tamamen önlediğinden, gırtlak ameliyatlarının komşu organlara, özellikle yutağa kadar ulaşmasını mümkün kıldı. Anestezi ve canlandırma metotlarının gelişmesi, ameliyatın tehlikelerini azalttı ve fazlaca zayıf düşmüş kimselerde bile çok uzun süreli ve hırpalayıcı ameliyatları mümkün kıldı.
Başka bir deyişle canlandırma ve özellikle antibiyotik tedavisi, bugüne kadar tedavi edilemez sayılan urların çıkarılmasını ve ameliyatın başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Her zaman görülen enfeksiyonların önlenmesi imkânı kısmi ameliyatlarda başarı oranını artırdı. Cerrahi bakımdan elde edilen bu ilerlemelerin yanı sıra yüksek enerjili radyasyonlar (telekobaltoterapi, elektron hızlandırıcılar) klasik X ışınlarından çok daha etkili oldu.
Bu alanda her gün yeni başarılar elde edilmektedir. Kanser tedavisinde son yıllarda üçüncü bir savaş aracı daha bulundu: kanserli hücrelerde mitoz bölünmeyi önleyici kimyasal tedavi (antimitotik tedavi). Besleyici atardamarların içine ilâç şırınga ederek kanser uruna ilâç emdirmek usulü, gırtlak-yutak bölgesi kanserleri bakımından simdi terk edilmek üzere olan bir tedavi şeklidir. Buna karşılık gittikçe gelişmekte olan çok yönlü kimyasal genel tedavi ilerisi için ümit verici bir tedavi yolu olabilir.
Bu tedavi yollarından (cerrahi, ışın tedavisi, kimyasal tedavi) en iyi sonuç verebilecek olanı seçmek gerekir. Bu usuller birbirine zıt değildir; hastaya her türlü yaşama şansını sağlamak amacıyla ahenkli bir şekilde birlikte kullanılmaları gerekir. Başlangıçta kötü kullanılan bir tedavi düzeltilemeyecek başarısızlıklara yolaçabilir. Fonksiyon bakımından ortaya çıkacak sakıncalar dikkate alınmamalıdır; önemli olan şifa sağlamaktır.
Aslında hastalar sesi bozmayan bir ışın tedavisini, sesi sakatlayıcı ameliyatlara tercih ederler (ama bugün ses tellerinin sakatlanması pek önemli değildir; çünkü yemek borusunun eğitimi ile konuşmayı kısa zamanda elde etmek mümkündür). Bütün kanser olayları ışın tedavisiyle iyileştirilemez.
Tedavinin şekline karar vermek tam bir anlayış ve bilgi meselesidir. Buna karar verirken kanserin şekline, yayılıcı, yaralı veya üreyici olup olmadığına, yerine ve yaygınlığına, lenf yollarına yayılma eğilimine, lenf şişlerinin varlığına ve büyüklüğüne, hastanın yaşına dikkat etmek gerekir. Bazı gırtlak içi kanserlerinde, telekobaltoterapiden olduğu kadar sesi sakatlayamayan kısmi ameliyatlardan da yararlanılabilir.
Bazı yutak-gırtlak kanserleri sadece telekobaltoterapi ile iyileşebildikleri gibi, ses fonksiyonunu sakatlamamak şartıyla yapılan kısmi bir yutak-gırtlak ameliyatı, aynı zamanda boyun lenf düğümlerinin çıkarılması ve ardından telekobaltoterapiye yer verilmesiyle de iyileştirilebilir. Lenf düğümlerine kadar yaygın bazı gırtlak kanserleri tüm gırtlağın, yutağın bir kısmiyle birlikte, hattâ bazen tüm yutakla birlikte çıkarılmasını, lenf düğümlerinin tümünün alınmasını ve ardından kobalt tedavisi yapılmasını gerektirebilir.
Tedavi edici dozlara (X ışınları veya kobalt) rağmen yeniden depreşen kanserler ancak ameliyatla iyileşebilir. Bu ameliyatlarda zorunlu olarak gırtlağın tamamı, veyahut kısmen yutakla birlikte gırtlağın, lenf düğümleriyle beraber veya onlara dokunulmadan çıkarılması gerekir.
Fakat ne yazık ki ışın tedavisinden sonra yapılan bu ameliyatlar çok zordur; çünkü ayrım çizgileri bozulmuş, dokular sertleşmiştir: bu yüzden ameliyat kötü izler bırakır, deri dikişleri bitişmez, boyun dokuları, hattâ şahdamarlar kangren olabilir.
Kimyasal tedavi ise, bugünkü durumda sadece bir destek tedavisinden başka fayda sağlamaz; ancak, hastayı ameliyata hazırlamağa, çok çabuk ilerleyen bir kanseri frenlemeğe, ışın tedavisine yardımcı olarak, depreşmeyi önlemeye yarar; nihayet hiç bir çaresi kalmayan kanserlerde son çare olarak kullanılır. Bugünkü durumda kanser hakkındaki bilgilere göre, bu yutak-gırtlak kanserlerinde yegâne tedavi çaresi ameliyat ve radyoterapidir. Bu iki metodu mümkün mertebe birlikte kullanmalı, hiç bir zaman birbirine zıt saymamalıdır.
Antibiyotiklerin ortaya çıkışı enfeksiyonları tamamen önlediğinden, gırtlak ameliyatlarının komşu organlara, özellikle yutağa kadar ulaşmasını mümkün kıldı. Anestezi ve canlandırma metotlarının gelişmesi, ameliyatın tehlikelerini azalttı ve fazlaca zayıf düşmüş kimselerde bile çok uzun süreli ve hırpalayıcı ameliyatları mümkün kıldı.
Başka bir deyişle canlandırma ve özellikle antibiyotik tedavisi, bugüne kadar tedavi edilemez sayılan urların çıkarılmasını ve ameliyatın başarıyla sonuçlanmasını sağladı. Her zaman görülen enfeksiyonların önlenmesi imkânı kısmi ameliyatlarda başarı oranını artırdı. Cerrahi bakımdan elde edilen bu ilerlemelerin yanı sıra yüksek enerjili radyasyonlar (telekobaltoterapi, elektron hızlandırıcılar) klasik X ışınlarından çok daha etkili oldu.
Bu alanda her gün yeni başarılar elde edilmektedir. Kanser tedavisinde son yıllarda üçüncü bir savaş aracı daha bulundu: kanserli hücrelerde mitoz bölünmeyi önleyici kimyasal tedavi (antimitotik tedavi). Besleyici atardamarların içine ilâç şırınga ederek kanser uruna ilâç emdirmek usulü, gırtlak-yutak bölgesi kanserleri bakımından simdi terk edilmek üzere olan bir tedavi şeklidir. Buna karşılık gittikçe gelişmekte olan çok yönlü kimyasal genel tedavi ilerisi için ümit verici bir tedavi yolu olabilir.
Bu tedavi yollarından (cerrahi, ışın tedavisi, kimyasal tedavi) en iyi sonuç verebilecek olanı seçmek gerekir. Bu usuller birbirine zıt değildir; hastaya her türlü yaşama şansını sağlamak amacıyla ahenkli bir şekilde birlikte kullanılmaları gerekir. Başlangıçta kötü kullanılan bir tedavi düzeltilemeyecek başarısızlıklara yolaçabilir. Fonksiyon bakımından ortaya çıkacak sakıncalar dikkate alınmamalıdır; önemli olan şifa sağlamaktır.
Aslında hastalar sesi bozmayan bir ışın tedavisini, sesi sakatlayıcı ameliyatlara tercih ederler (ama bugün ses tellerinin sakatlanması pek önemli değildir; çünkü yemek borusunun eğitimi ile konuşmayı kısa zamanda elde etmek mümkündür). Bütün kanser olayları ışın tedavisiyle iyileştirilemez.
Tedavinin şekline karar vermek tam bir anlayış ve bilgi meselesidir. Buna karar verirken kanserin şekline, yayılıcı, yaralı veya üreyici olup olmadığına, yerine ve yaygınlığına, lenf yollarına yayılma eğilimine, lenf şişlerinin varlığına ve büyüklüğüne, hastanın yaşına dikkat etmek gerekir. Bazı gırtlak içi kanserlerinde, telekobaltoterapiden olduğu kadar sesi sakatlayamayan kısmi ameliyatlardan da yararlanılabilir.
Bazı yutak-gırtlak kanserleri sadece telekobaltoterapi ile iyileşebildikleri gibi, ses fonksiyonunu sakatlamamak şartıyla yapılan kısmi bir yutak-gırtlak ameliyatı, aynı zamanda boyun lenf düğümlerinin çıkarılması ve ardından telekobaltoterapiye yer verilmesiyle de iyileştirilebilir. Lenf düğümlerine kadar yaygın bazı gırtlak kanserleri tüm gırtlağın, yutağın bir kısmiyle birlikte, hattâ bazen tüm yutakla birlikte çıkarılmasını, lenf düğümlerinin tümünün alınmasını ve ardından kobalt tedavisi yapılmasını gerektirebilir.
Tedavi edici dozlara (X ışınları veya kobalt) rağmen yeniden depreşen kanserler ancak ameliyatla iyileşebilir. Bu ameliyatlarda zorunlu olarak gırtlağın tamamı, veyahut kısmen yutakla birlikte gırtlağın, lenf düğümleriyle beraber veya onlara dokunulmadan çıkarılması gerekir.
Fakat ne yazık ki ışın tedavisinden sonra yapılan bu ameliyatlar çok zordur; çünkü ayrım çizgileri bozulmuş, dokular sertleşmiştir: bu yüzden ameliyat kötü izler bırakır, deri dikişleri bitişmez, boyun dokuları, hattâ şahdamarlar kangren olabilir.
Kimyasal tedavi ise, bugünkü durumda sadece bir destek tedavisinden başka fayda sağlamaz; ancak, hastayı ameliyata hazırlamağa, çok çabuk ilerleyen bir kanseri frenlemeğe, ışın tedavisine yardımcı olarak, depreşmeyi önlemeye yarar; nihayet hiç bir çaresi kalmayan kanserlerde son çare olarak kullanılır. Bugünkü durumda kanser hakkındaki bilgilere göre, bu yutak-gırtlak kanserlerinde yegâne tedavi çaresi ameliyat ve radyoterapidir. Bu iki metodu mümkün mertebe birlikte kullanmalı, hiç bir zaman birbirine zıt saymamalıdır.
Fıtık
Bir organın veya dokunun vücut boşluğunda içinde bulunduğu çeperlerden anormal bir şekilde dışarıya doğru sarkması. Fıtık terimi genellikle bağırsağın bir kısmının karın çeperinin zayıf bir noktasından, özellikle kasıktan dışarıya doğru sarkmasını belirtir.Sarkan organ önündeki dokuları, örneğin karın boşluğunun iç yüzeyini kaplayan karın zarını ve karın boşluğu çeperindeki kaslarla bağları dışarıya iter ve fıtık torbası denilen çıkıntıyı oluşturur. Fıtık dışarıdan bakıldığında görülüyorsa dış fıtık adını alır. Gizli fıtık vücudun içinde oluştuğundan dışarıdan görülmez. Çok az rahatsızlık veren fıtıklar olduğu gibi, acele ameliyatı gerektiren tehlikeli fıtıklar da vardır.
Kasıkta görülen fıtıklar iki tiptir. Bunların en yaygını kasık fıtığı olup. genellikle cerrahi müdahaleyi gerektirir. Bu fıtık erkeklerde kadınlardan on kat daha yaygındır. Bunun nedeni dölyatağı içindeki gelişim sürecine bağlanmaktadır.
Gerçekten de erbezleri ancak çocuğun doğumuna çok az bir süre kaldığında erbezi torbalarına inerler. Hormonların etkisiyle gerçekleşen bu iniş sırasında, erbezlerini saran karın zarından oluşmuş bir kese vardır. Erbezleri erbezi torbalarına iner inmez, bu kese kaybolur ve erbezi torbası ile karın zarı arasında ilişki kalmaz. Fakat kimi zaman bu kese kaybolmaz ve karın boşluğundaki organlar bu kese içinde dolarak bir fıtık meydana getirirler.
Zamanında tedavisine başlanan bir kasık fıtığı kolayca giderilebilir. Fakat uzun süre ihmal edilenlerde, fıtığın içindeki organ parçaları fıtık torbası çeperine yapışacağından, fıtığın iyi edilmesi güçleşebilir. Bu durumda bağırsağın o noktada tıkanması söz konusu olduğundan, karın ağrıları, kusma, başgösterir. Ayrıca bağırsağın bu bölümü kansız kalır ve ameliyatla çıkarılması zorunlu hale gelebilir. Eskiden kasık fıtığını kasık bağı kullanarak içeriye doğru itmek yaygın bir tedavi yöntemiydi. Bugün ise ameliyatla tedavi daha tercih edilen bir yoldur.
Uyluk fıtığı kasıkta görülen önemli bir fıtık türü olup kadınlarda daha yaygındır, erkeklerdekinden geniş olan leğendeki kas ve bağların yerleşimine bağlı olarak ortaya çıktığı sanılmaktadır. Çocuklarda pek görülmez. Genellikle doğuştan olan kasık fıtıklarından farklı olarak, doğuştan değildir, sonradan ortaya çıkar. Uyluk fıtığını oluşturan neden, bacaktaki ana kan damarları olan uyluk atar ve toplardamarlarının karın bölgesinden çıkıp kalçaya girdiği noktanın zayıf olmasıdır. Uyluk fıtığı bu damarlar boyunca karından dışarıya sarkar ve bu damarlar kemik ve bağlar gibi yapılara bağlı olduklarından, bağırsak dolaşması veya tıkanması gibi tehlikeli durumlar olabilir. Ameliyattan başka tedavisi yoktur. Ameliyat sırasında fıtık torbası çıkarılır ve zayıf olan bölge onarılır.
Göbeğin kesildiği nokta da karnın zayıf kısımlarındandır; özellikle çocuklarda bu noktada, çok küçükten çok iriye kadar değişik büyüklüklerde fıtıklar oluşabilir. Büyük göbek fıtıklarında bağırsak tıkanması veya dolaşması görülebileceğinden ameliyat kaçınılmazdır.
Diyafram fıtığında karın boşluğundaki organlar göğüs bölgesine doğru çıkıntı yaparlar. Diyafram fıtığının çeşitli biçimleri vardır. En tehlikelileri çocuklarda doğuştan olan diyafram fıtığı olup, ölümle sonuçlanabilir. Erginlerde görülen biçimleri de vardır.
Yemek borusu fıtığı diyafram fıtığının erginlerde yaygın olan bir türüdür. Bu fıtıkta, anlaşılmayan nedenlerden ötürü yemek borusunun diyaframdan geçtiği noktadaki delik genişler ve midenin bir kısmı bu delikten göğüs boşluğuna doğru çıkıntı yapar. Bu anatomik bozukluğun yanı sıra, yemek borusu ile mide arasındaki kapaklar da iyi çalışmaz ve mide içerikleri yemek borusuna hücum eder. Yemek borusu midedeki sindirim özsularına karşı dayanıklı yapıda olmadığından, bu durum yemek borusu ülserine yol açabilir.
Hastanın göğüs kafesinde yanma, ağzında ekşime olur ve yutmada zorluk çeker. Dümdüz yatırılırsa veya eğik halde durursa yukarıdaki belirtiler daha da artar. Bu hastalığın belirtilerini mide ülseri, safra kesesi hastalıkları ve kalp hastalıkları belirtilerinden ayırt etmek oldukça güçtür. Ayrıca bu hastalıkların kimi zaman birlikte görülmeleri durumu daha da karmaşık hale getirir. Bu fıtık yaşlı kadınlarda yaygındır. Fıtıkların çoğunda olduğu gibi, şişmanlık yemek borusu yarığı fıtığında da etken olup, kilo kaybı genellikle rahatsızlıkların azalmasına yardım eder. Ayrıca mide asitliliğini azaltan ilaçlar da göğüsteki yanmayı azaltır. Kimi hastalar yatağın baş kısmının yükseltilmesiyle rahatça uyuyabilirler. İlerlemiş durumlar midenin asit salgılamasının önlenmesi ya da anatomik bozukluğun düzeltilmesi amacıyla yapılan ameliyatlara ihtiyaç gösterirler.
Dölyatağı düşüklüğü, fıtık olarak kabul edilmemekle birlikte, gerçekte tipik bir fıtık örneğidir. Çeşitli nedenleri arasında gebelik en önemlisidir. Kadınlarda üreme organlarının ve onları destekleyen dokuların yaşlılık nedeniyle zayıflayıp sarkması yüzünden ortaya çıkar. Düşüklük fazla değilse dölyoluna peser denilen plastik bir halka takılarak önlenebilir. Bu halka her üç ayda bir değiştirilir. Düşüklüğün fazla olduğu durumlarda ameliyat gereklidir.
Göden bağırsak düşüklüğü de bir başka fıtık türüdür. Hem kadınlardan hem de erkeklerde görülebilir. Yaşlılarda yaygın olan bu fıtık, göden bağırsağı destekleyen karın dokularının erimesi yüzünden oluşur. Kanama yapar ve rahatsızlık verir. Basur memelerinin alınmasına benzeyen küçük bir ameliyatla düzeltilebilir. Kimi zaman da anüsü çevreleyen dokulara gümüş bir halka yerleştirilir. İlerlemiş durumlarda karın tabanının güçlendirilerek göden bağırsağın düzeltilmesi için bir karın ameliyatı gerekebilir.
Kasıkta görülen fıtıklar iki tiptir. Bunların en yaygını kasık fıtığı olup. genellikle cerrahi müdahaleyi gerektirir. Bu fıtık erkeklerde kadınlardan on kat daha yaygındır. Bunun nedeni dölyatağı içindeki gelişim sürecine bağlanmaktadır.
Gerçekten de erbezleri ancak çocuğun doğumuna çok az bir süre kaldığında erbezi torbalarına inerler. Hormonların etkisiyle gerçekleşen bu iniş sırasında, erbezlerini saran karın zarından oluşmuş bir kese vardır. Erbezleri erbezi torbalarına iner inmez, bu kese kaybolur ve erbezi torbası ile karın zarı arasında ilişki kalmaz. Fakat kimi zaman bu kese kaybolmaz ve karın boşluğundaki organlar bu kese içinde dolarak bir fıtık meydana getirirler.
Zamanında tedavisine başlanan bir kasık fıtığı kolayca giderilebilir. Fakat uzun süre ihmal edilenlerde, fıtığın içindeki organ parçaları fıtık torbası çeperine yapışacağından, fıtığın iyi edilmesi güçleşebilir. Bu durumda bağırsağın o noktada tıkanması söz konusu olduğundan, karın ağrıları, kusma, başgösterir. Ayrıca bağırsağın bu bölümü kansız kalır ve ameliyatla çıkarılması zorunlu hale gelebilir. Eskiden kasık fıtığını kasık bağı kullanarak içeriye doğru itmek yaygın bir tedavi yöntemiydi. Bugün ise ameliyatla tedavi daha tercih edilen bir yoldur.
Uyluk fıtığı kasıkta görülen önemli bir fıtık türü olup kadınlarda daha yaygındır, erkeklerdekinden geniş olan leğendeki kas ve bağların yerleşimine bağlı olarak ortaya çıktığı sanılmaktadır. Çocuklarda pek görülmez. Genellikle doğuştan olan kasık fıtıklarından farklı olarak, doğuştan değildir, sonradan ortaya çıkar. Uyluk fıtığını oluşturan neden, bacaktaki ana kan damarları olan uyluk atar ve toplardamarlarının karın bölgesinden çıkıp kalçaya girdiği noktanın zayıf olmasıdır. Uyluk fıtığı bu damarlar boyunca karından dışarıya sarkar ve bu damarlar kemik ve bağlar gibi yapılara bağlı olduklarından, bağırsak dolaşması veya tıkanması gibi tehlikeli durumlar olabilir. Ameliyattan başka tedavisi yoktur. Ameliyat sırasında fıtık torbası çıkarılır ve zayıf olan bölge onarılır.
Göbeğin kesildiği nokta da karnın zayıf kısımlarındandır; özellikle çocuklarda bu noktada, çok küçükten çok iriye kadar değişik büyüklüklerde fıtıklar oluşabilir. Büyük göbek fıtıklarında bağırsak tıkanması veya dolaşması görülebileceğinden ameliyat kaçınılmazdır.
Diyafram fıtığında karın boşluğundaki organlar göğüs bölgesine doğru çıkıntı yaparlar. Diyafram fıtığının çeşitli biçimleri vardır. En tehlikelileri çocuklarda doğuştan olan diyafram fıtığı olup, ölümle sonuçlanabilir. Erginlerde görülen biçimleri de vardır.
Yemek borusu fıtığı diyafram fıtığının erginlerde yaygın olan bir türüdür. Bu fıtıkta, anlaşılmayan nedenlerden ötürü yemek borusunun diyaframdan geçtiği noktadaki delik genişler ve midenin bir kısmı bu delikten göğüs boşluğuna doğru çıkıntı yapar. Bu anatomik bozukluğun yanı sıra, yemek borusu ile mide arasındaki kapaklar da iyi çalışmaz ve mide içerikleri yemek borusuna hücum eder. Yemek borusu midedeki sindirim özsularına karşı dayanıklı yapıda olmadığından, bu durum yemek borusu ülserine yol açabilir.
Hastanın göğüs kafesinde yanma, ağzında ekşime olur ve yutmada zorluk çeker. Dümdüz yatırılırsa veya eğik halde durursa yukarıdaki belirtiler daha da artar. Bu hastalığın belirtilerini mide ülseri, safra kesesi hastalıkları ve kalp hastalıkları belirtilerinden ayırt etmek oldukça güçtür. Ayrıca bu hastalıkların kimi zaman birlikte görülmeleri durumu daha da karmaşık hale getirir. Bu fıtık yaşlı kadınlarda yaygındır. Fıtıkların çoğunda olduğu gibi, şişmanlık yemek borusu yarığı fıtığında da etken olup, kilo kaybı genellikle rahatsızlıkların azalmasına yardım eder. Ayrıca mide asitliliğini azaltan ilaçlar da göğüsteki yanmayı azaltır. Kimi hastalar yatağın baş kısmının yükseltilmesiyle rahatça uyuyabilirler. İlerlemiş durumlar midenin asit salgılamasının önlenmesi ya da anatomik bozukluğun düzeltilmesi amacıyla yapılan ameliyatlara ihtiyaç gösterirler.
Dölyatağı düşüklüğü, fıtık olarak kabul edilmemekle birlikte, gerçekte tipik bir fıtık örneğidir. Çeşitli nedenleri arasında gebelik en önemlisidir. Kadınlarda üreme organlarının ve onları destekleyen dokuların yaşlılık nedeniyle zayıflayıp sarkması yüzünden ortaya çıkar. Düşüklük fazla değilse dölyoluna peser denilen plastik bir halka takılarak önlenebilir. Bu halka her üç ayda bir değiştirilir. Düşüklüğün fazla olduğu durumlarda ameliyat gereklidir.
Göden bağırsak düşüklüğü de bir başka fıtık türüdür. Hem kadınlardan hem de erkeklerde görülebilir. Yaşlılarda yaygın olan bu fıtık, göden bağırsağı destekleyen karın dokularının erimesi yüzünden oluşur. Kanama yapar ve rahatsızlık verir. Basur memelerinin alınmasına benzeyen küçük bir ameliyatla düzeltilebilir. Kimi zaman da anüsü çevreleyen dokulara gümüş bir halka yerleştirilir. İlerlemiş durumlarda karın tabanının güçlendirilerek göden bağırsağın düzeltilmesi için bir karın ameliyatı gerekebilir.
Guatr
Boynun ön kısmında bulunan kalkanbezinin (tiroit) büyüyüp şişmesi. Kalkanbezi, damarları bol bir iç salgıbezidir. Başlıca görevi tiroksin ve buna ilişkin birtakım hormonlar salgılamaktır. Tiroksin vücut metabolizmasını düzenleyen bir basit hormondur. Bundan ötürü kandaki tiroksin oranı önemlidir. Gerek bu oran, gerek tiroksinin salgılanması, sempatik sinirlerle tireotrop hormonun denetimi altındadır. Tireotrop hormon, kanda tiroksin oranı düştüğü zaman hipofiz bezinin ön lobundan salgılanan hormondur.Guatrların fizyolojik sınıflandırılması kalkanbezinin salgıladığı tiroksin düzeyine göre yapılır. Basit guatrda (buna andemik guatr ya da nontoksik guatr ya da kolloit guatr da denir) bez genellikle ötiroittir yani normal miktarda hormon salgılar. Hipertiroidizme bağlı olan guatrlar da vardır. Bunlarda bez fazla hormon salgılar. Bu duruma tirotoksikoz hastalığı ya da Hashimoto hastalığı denilir. Hipotiroidizm ise kalkanbezinin çok az hormon salgıladığı durumdur; özellikle miksödem hastalığında bu durum görülür.
En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır.
Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır.
Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuş yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiğidir. Lugol eriyiği iyot ile potasyum iyodür eriyiği karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin başarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yağda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beş yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır.
Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir.
Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır.
Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileşmiş olan kalkanbezim’n etkinliği yeterli değildir. Hasta tiroksin eksikliğinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaşlar. Yüz ve gözkapakları şişer; dudaklar kalınlaşır; dil irileşir. Deri solgundur; saç yumuşaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve şişkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluğu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır.
Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur.
En yaygın olan tür basit guatrdır. Yapılan tahminler dünyada aşağı yukarı 200 milyon kişide bu hastalığın olduğunu göstermektedir. Basit guatrın başlıca nedeni, kalkanbezinin tiroksini gerekli düzeyde tutabilmek için kandan yeterince iyodür alamamasıdır. Bu nedenle hipofiz bezi harekete geçerek tireotrop hormon salgılamaya başlar ve kalkanbezi genişler. Genişleyen bezden daha çok kan geçer, daha çok iyodit çıkar ve tiroksin düzeyi normale döner. Kalkanbezinin irileşme derecesi iyodürün kandaki düzeyine bağlıdır; zaten alkanbezinin normal büyüklüğü ile normal dışı büyüklüğü arasındaki sınır pek belirli değildir. Toprağı iyodür bakımından fakir olup dışarıdan da az besin getirtebilen pek çok fakir ülkede kandaki iyodür düzeyi düşüktür. Çünkü buralarda besinlerde çok az iyodür vardır. Bu ülkelerde guatr yaygın bir hastalıktır.
Guatr etkeni olabilen birçok bileşik vardır. Bunlar arasında iki grup büyük önem taşır. Birinci grup inorganik iyonlar, özellikle tiyosinatlar ve perkloratlardır. Kalkanbezi bunları kandan alır. Bu maddeler bezin temizleme gücü bakımından iyodürle rekabet durumundadır. Bundan ötürü de iyodürün gelişini azaltır ve guatra yol açarlar. Hastaya fazla iyodür verip dengeyi iyodür lehine çevirmekle bu durum giderilir. İkinci grup etken organik bileşiklerden meydana gelir. Bunların etkisi fazla iyotla önlenemez; fazla tiroksin vermek gerekir. İkinci grup en çok besinlerde, birinci grup ise alman kimyasal maddelerde toplanmıştır.
Basit guatrın iyodür verilerek tedavisi, doğrudan doğruya değilse bile, dolaylı olarak, hastalığın kendisi kadar eskidir. Guatr, varlığı M.Ö. 2700 yılında Çinliler tarafından saptanmış bir hastalıktır. Yine çok eski Çin kitaplarında guatra karşı deniz yosunu ve hayvan kalkanbezi yenmesi öğütlenmektedir. Yunanlılar deniz tuzunu, İngilizler ise XVIII. yüzyılda yanmış süngeri kullanmışlardır. Bunların hepsi etkili olmuş yollardır. Günümüzde ise en çok kullanılan ilaç Lugol eriyiğidir. Lugol eriyiği iyot ile potasyum iyodür eriyiği karışımıdır. Bu karışım her gün ağızdan ufak dozda alınır. İsviçre’de yapılan bir denemenin başarısından sonra birçok ülkede sofrada iyotlu tuz kullanılmakla toplu bir korunma programı uygulanmaktadır. ABD’de son zamanlarda yeni bir yöntem uygulanmaktadır. İyot sıvı yağda eritilmekte ve kas arasına şırınga edilmektedir. Bu, beş yıllık iyot gereksinmesini karşılamaktadır. Bu yolla gerek tedavide gerek korunmada büyük adımlar atılmıştır.
Basit guatrda kalkanbezi görevini normal olarak yapmaya devam ettiğinden bu durumun hastanın görünüşünü çirkinleştirmekten başka bir sakıncası olmadığı düşünülebilir. Ancak unutmamalıdır ki, guatr sonucunda başka birtakım bozukluklar olabilir. Bu nedenle tedavisiz bırakılmamalıdır. Guatr sonucu fibroz, gırtlağın tıkanması ve kalkanbezi kanseri olabilir. Kalıtsal yolla çocuklara zeka geriliği sağır-dilsizlik, delilik geçebilir. Guatrlılarda ölü doğum da görülebilir.
Hipertiroit guatr (buna eksoftalmik guatr ve toksik guatr da denilir) da gözler dışarı doğru fırlamıştır. Kalkanbezi bu çeşit guatrda yalnız irileşmekle kalmaz, etkinliği de fazlalaşır. Bunun sonucunda hastanın metabolizması yükselir; iştahı açılır; daha sonra zayıflama görülür; kalp atışı hızlanır; solunum zorlaşır; korku ve zihin bozuklukları ortaya çıkar. Bir zamanlar tehlikeli olan bu hastalık, bugün kolay teşhis edilip antitiroit ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu ilaçlar bezin salgılamasını azaltır. Kötü sonuçlara ulaşan toksik guatra . pek az rastlanmaktadır.
Hipotiroit guatr (miksödem de denilir) bir öncekinin hemen hemen tersidir. İrileşmiş olan kalkanbezim’n etkinliği yeterli değildir. Hasta tiroksin eksikliğinden sıkıntı çeker. Metabolizma düşer; zihin çalışması ağırlaşır; fiziksel etkinlik yavaşlar. Yüz ve gözkapakları şişer; dudaklar kalınlaşır; dil irileşir. Deri solgundur; saç yumuşaklığını kaybeder. Nabız atışı azalır. Tansiyon düşer. «Sümüksü ve şişkin» anlamına gelen miksödem sözcüğü derinin bu hastalıktaki durumunu gösterir. Kansızlık da olabilir. Hiperkarotenemi ve A vitamini yokluğu görülür; çünkü karoteni A vitaminine dönüştürmek için tiroksine gerek vardır.
Her yaşta olabilmekle beraber, miksödem menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır. Hashimoto hastalığının veya süreğen basit guatrın bir sonucu olabilir. Bir çeşit akıl hastalığında (kretinizm) kalkanbezi şişmeden, yani guatr olmadan da hipotiroidizm yani kalkanbezi etkinliği azlığı görülebilir. Aynı duruma atiroit kimselerde de rastlanır. Kretinizmin guatrlı bir çeşidi de vardır. Tedavi her gün ufak dozda verilen tiroksinle yapılır; sonuç çoğu zaman olumludur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)